Çok fazla şehirde yaşamadım ben.
Şans mıdır şansızlık mıdır onu da bilmem.
Hayatımın uzunca bir dönemi İstanbul - Antalya arası günlük sefer yapmakla geçmiştir.
Bu iki şehir söz konusu olunca kendimi bukalemun gibi hissederim.
İstanbul'a gittiğim anda halen orada yaşayan bir İstanbullu gibi davranırım. Caddelerinden, sokaklarından her gün geçiyormuşum gibi.
Akşam olduğunda Moda'daki evimize dönecekmişim gibi...
Antalya'ya geldiğimde biraz yabancılık çekerim inanır mısınız?
Akdenizi severim; mavinin her tonunu görmek mümkündür Akdeniz'de. Ama denizde hareket ararım; şehir hatları vapurları misal, Antalya'ya ilk geldiğimde ne çok özlüyordum:)
Antalya'ya döner dönmez; Bey Dağları'nı görebileceğim bir yere koşarım; bu dağ merakımı beni tanıyanlar iyi bilir.
Dağların ardından güneşin doğuşu, batışı etkiler beni.
Konu gün batımı olunca İstanbul da etkiler beni. Neyse konu bu değil zaten.
Konu ne biliyor musunuz?
İstanbul büyülü bir şehir. İçine karıştığınızda bir şekilde hayata devam edebildiğiniz şehir. Tam bir metropol olsa da, trafiği insanı canından bezdirse de, kalabalıktan şikayet etsek de, yaşama gayreti içinde olduğumuz şehir. İnsanın koşturmaktan kendini dinleme fırsatı yok sanki.
Antalya da birkaç yıldır büyük şehir konumunda, oysa sadece İstanbul' un küçük kardeşi bence.
Dingin, huzur dolu. İnsanın kendini dinleme fırsatı bulabileceği şehir. Hayat hep tatil yapıyormuş gibi geçiyor.
Hangisi daha iyi acaba?
Bir metropolün içinde kaybolup yolunu bulmaya çalışmak mı, dingin olup kendini dinleyerek yaşamak mı?
İnsan kendiyle başbaşa kalmaktan da sıkılabilir, bir yere kadardır bu kendini dinleme halleri; bence tabii.
Beni sorarsanız adım gibiyim.
Hangi şehirde olsam özlemim bir diğerine oluyor.
Hani doğduğun şehir mi; doyduğun şehir mi derler ya; benim için ikisi de ayrı ayrı değerli ... Ne Antalya'dan vaz geçebiliyorum, ne İstanbul'dan ...