Uzun zamandır yazmak istediğim bir yazıydı.
Erkek çocuk annesi olmak kız çocuk annesi olmaktan daha farklıymış yaşadıkça anlıyorum.
Bu yazıyı yazmayı belki bir yıldır erteliyorum; geçen cuma oğlum en sevdiği arkadaşlarınla kovalamaca oynarken çocuklar birbirlerine çarpınca, birinin burnundan kan gelmesi diğerinin kafasının sarsılması sonucu savaştan çıkmışa döndüklerinde yazmaya karar verdim.
Erkek çocuk annesi olmak ;
1- Sürekli uyanık ve dikkatli olmak demektir,
2- Ders çalışma ve kitap okuma konusunda sinirleri alınmış gibi davranmak demektir,
3- Oğlunuz büyürken anlatacağınız masallara dikkat etmeniz gerekir onlara asla Pamuk Prenses ve Yedi cüceler; Rapunzel gibi masallar anlatamazsınız,
4- Spider Man, Ben 10, Bakugan, Cille gibi kahramanlarla aranızı hoş tutmak demektir. Haa bunların oyunlarını da bilmelisiniz.Çünkü erkek çocuklar kızlar gibi eline bebek alıp; evcilik, komşuculuk falan oynamazlar !!!!!
5- Duvarlarınıza her türlü yazı ve resim yapılmasına razı olmalısınız, kızlar da duvar boyar ama erkeklerin boyaması daha bir başka türlüdür,
6- Bütün araba markaları hakkında bilginiz olmalıdır, yoksa pat diye sizi bozuverirler,
7- Dışarıda arkadaşlarıyla oynarken her türlü kazaya hazırlıklı olmalısınız. Koşarken düşebilirler, birbirlerine çarpabilirler, düz duvara tırmanabilir, koltuk tepelerinde gezebilirler; soğuk kanlı olmalısınız.
Bunlar saymakla da, yazmakla da bitmez aslında.
Oğulları büyümüş olan bir kaç arkadaşımın ortak görüşü de şu; erkek çocuklar büyüdüklerinde annelerinin en yakın arkadaşı oluyorlarmış.
Yaşadıkça göreceğiz biz de ...
Not: Burnu kanayan benim oğlum, kafası sarsılan en sevdiği arkadaşı Nuri.
Sonra birbirlerine sarılıp ağladılar; benim de onları öyle görünce elim ayağım birbirine karıştı.
İyi ki babamız soğukkanlı, şimdi her şey yolunda çok şükür ...
ANNELİK HALLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ANNELİK HALLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Mayıs 2011 Pazar
ERKEK ÇOCUK ANNESİ OLMAK
Etiketler:
ANNELİK HALLERİ
12 Mayıs 2010 Çarşamba
PAPATYA TARLASI

Kendi anlatmadı, nedense sevmiyor kendinle ilgili konuşmayı.
Pazar günü öğretmenini anneler günü için birlikte aradığımızda öğretmeni anlattı.
Cuma günü öğretmen sınıftaki öğrencilere “ Anneniz sizin için ne ifade ediyor söyleyin ve bununla ilgili bir de resim yapın “ demiş.
Benimki parmak kaldırıp; – “ Öğretmenim annem deyince aklıma koskocaman bir sevgi geliyor “demiş.
Sonra kendisi ile benim resmimi yapmış, ikimiz de gülen surat halindeyiz resimde ve birlikte papatya topluyoruz.
Öğretmen çok beğenmiş resmini.
Parmak kaslarındaki problem yüzünden yazması çok da verimli olmayan oğlum bir de resmin arkasına “ Canım anneme “ yazmış.
O gün okuldan geldiğinde resmi elinde tutarak bana verdi ve “ – Bak anne biz burada senle papatya tarlasında papatya topluyoruz “ dedi hepsi o kadar, diyorum ya sevmiyor kendi ile ilgili konuşmayı.
Öğretmeni “ Onlar bu yıl okuma ve yazmayı öğrenmekle çok büyük bir dağ devirdiler, yaptıkları çok önemli, senin oğlan ise bu dağın iki iç kat büyüğünü devirdi ” dedi.
Oğlum okuyor, yazıyor artık; dönem başına göre kendini aştı ya, budur benim bu yıl ki anneler günü hediyem . . .
Etiketler:
ANNELİK HALLERİ
2 Şubat 2010 Salı
AĞAÇ OLDUM

Akşam dersten gelmiş yorgun bir haldeyim.
Oğlum uyumamış beni bekliyor.
Anne oğul hemen pijamalarımızı giyip, dişlerimizi fırçalamak için lavaboya gidiyoruz.
Oğlumun bir an önce uyuması için her zamanki gibi acele ediyorum.
Tam o sırada oğlum :
- “ Anne ben ağaç oldum, Benan da beni kesecek” diyor.
Ben şaşırmış ve sinirli bir halde :
- “ Oğlum, ne biçim oyunlar oynuyorsunuz siz” diyerek sözünü kesiyorum.
- “Yok anne teneffüs oyunu değil bu, bak şimdi ben ağacım ya Benan beni kesmek isteyince
O’na: -“ Dur beni kesme, ağaçları kesersen kuşlar, sincaplar nereye yuva yapar ?“ diyorum.
Yani biz okuma bayramına tiyatro hazırlıyoruz anneee, diye dişlerini fırçalamayı bırakıp uzun uzun anlatmaya başlıyor.
Şaşırıyorum kendini o kadar kaptırmış ki rolüne, onu ilk kez böyle görüyorum ve oğlum beni arka arkaya şaşırtmaya devam ediyor.
Bir de ders oyunumuz var anne, hepimiz birer ders oluyoruz ben de resim dersi oluyorum, dur bak şiirimi de okiyiiim sana : - “ BENİM ADIM DA RESİM
DOĞAYI SEVDİRİRİM,
DUYGUYU DÜŞÜNCEYİ
RENKLERLE BELLETİRİM.”
Heyecanla soruyorum :
-“ Oğlum bunları sana kim öğretti?”
- “ Gözde Öğretmenim anne”
Haa anne Gözde öğretmenimin adı nasıl oluşuyo biliyo musun?
“Gı”nın yanına “Ö” geliyor “GÖ” oluyor sonra onların yanına “Zı” geliyor “GÖZ” oluyor, sonra da “Dı” ile “E” birleşince “DE” oluyor ya, hepsi beraber “GÖÖZDEE” oluyor işte .
Ben artık şoktayım, e oğluşum sen sökmüşüsn okumayı işte farkında değilsin diyorum.
O bana bilmiş bilmiş cevap veriyor :- “ Tamam da anne ben ders –talışmak- istemiyorum”.
*****
Sonra onu yatırıyorum.
Odama geçiyorum, yatağa uzanıyorum, kitabımı elime alıyorum ki, iç sesim benle konuşmaya başlıyor .
-“ Demedim sana, kendini de çocuğu da bu kadar sıkma bak her şey nasıl da yoluna giriyor.”
Patavatsızlığına kızıyorum iç sesimin.
Şurada oğluma sevinmişim, mutlu olmuşum, yorulmuşum da biraz kitap okuyup uyumak istiyorum sırası mı şimdi?
Yine de kıramıyorum onu kibarca yanıtlıyorum.
- “ Tamam evet haklısın”.
Yüz buluyor ya benden yükleniyor bu iyice.
- “ Sana defalarca söylüyorum, rahat bırak çocuğu, her şeyine karışma, çocuk okuldan akşam üzeri geliyor tabii ki ders çalışmak istemeyecek, hem sen çok mu çalışkandın sanki?
Bak bak, bir de benim öğrenciliğime laf ediyor.
- “Çalışkandım tabii ne çabuk unuttun.
- Tamam da çocuğunu ne başka çocukla ne kendi çocukluğunla kıyaslama, her çocuk farklıdır. Rahat ol rahat. Çocuk büyüdükçe daha çok sorunlar yaşayabilirsin, ne bu böyle daha ilk okul sıralarında kasıyorsun kendini, oo işimiz var senle !!
İç sesime kulak versem sabaha kadar konuşacağız.
Aslında çok haklı biliyorum.
Ona bir şey belli etmeden sessizce kitabıma dönüyorum.
Zaten günlerdir elimden bırakamadığım kitabımın sayfaları arasında yüzümde hoş bir tebessümle kayboluyorum.
İç sesim de bu gecelik sessiz kalıyor, oğlum odasında çoktan uykuya dalmış mışıl mışıl uyuyor.
1.Not: Sayfaları arasında kaybolduğum kitap Katre- i Matem
Yazarı İskender Pala.
2. Not : Bu yazının kıssadan hissesi, hiçbir şeyi takma, hayatını yaşa, nasıl olsa akacak su yolunu buluyor.
Etiketler:
ANNELİK HALLERİ
17 Temmuz 2009 Cuma
ZAMAN GERİ AKSAYDI
Zamanı geriye götürebilseydim; çok değil altı yıl kadar eminim ki annelik konusunda bambaşka biri olurdum, daha değişik davranırdım.Neler mi yapardım?
İşte ilk aklıma gelenler :
1- Loğusalığın keyfini doya doya çıkarır, hastaneden çıkar çıkmaz ayaklanmazdım.
2- Loğusa iken her kafadan çıkan gereksiz insan sesleri ile sinirlerimi bozmaz, daha rahat davranırdım.
3- Oğlumun çok daha uzun süre anne sütü almasını sağlamak için daha da sabırlı olurdum
4- Bebeğimde gördüğüm her şeyi abartıp ikide bir doktora koşmaz, kendime de hayatı dar etmezdim.
5- 0 – 3 yaş arası uzmanların saldırganlık dönemi dedikleri dönemi yaşarken, daha sakin olurdum.
6- Yemek yemesi konusunda çok ısrar eden bir anne olmamakla birlikte, en azından oğluma sabah uyanır uyanmaz kahvaltı yapması konusunda baskı yapmazdım. Bu durum onun kahvaltıdan soğumasına neden oldu ve ben yıllar sonra anladım ki, oğlum uyanır uyanmaz bir şey yemeyi sevmiyor. Tabii şimdi işler daha yolunda.
7- Okul öncesi eğitim kurumuna gönderirken daha titiz davranırdım. Zaman içinde şunu anladım; okul öncesi kurumun isim yapması değil, çocuğun o kurumu ve öğretmenlerini sevmesi önemli.
8- Tuvalet eğitimine daha erken başlar, küçük kazalara daha sabırlı olurdum.
Anne olmanın yaşla değil tecrübe ile ilgili olduğunu da yaşayarak öğreniyor insan.
Peki bu yazının ana fikri ne?
Bebeklik dönemi çok çabuk geçiyor, çocuklar hızla büyüyor.
Bebeklik dönemlerinde yaşanan sorunların yerine daha farklıları geliyor.
Zaman bizi ezercesine geçip gidiyor.
Hiçbir şeyi dert etmeden yaşadığımız anın keyfini çıkartmak gerek.
Etiketler:
ANNELİK HALLERİ
15 Temmuz 2009 Çarşamba
CİVCİL VE DİĞERLERİ
- “ Anne, civcil alalım mı? Evde besleriz onu, ne güzel sarı sarı “- “ Oğlum alalım da o hep öyle sarı sarı kalmayacak ki, büyüyecek tavuk ya da horoz olacak o zaman ne yapacağız fikrin var mı? “
- Hıı, ben biliyorum, tavuk kız, horo(s) erkek di mi anne ?”
- “ Evet de, ben sana onu sormadım, civciv tavuk ya da horoz olduğunda ne yapacaksın? “
- “ Yine bakarım, yem veririm kafeste falan besleyemez miyiz onu anne ? “
- “ Oğlum onlar evcil hayvanlar, kümes koşullarında çiftlikte yaşarlar, evde değil. “
Çocuk kararlı ve ikna olmuş bir şekilde:
- “ Tamam o zaman anne almayalım”.
Birkaç saat sonra;
- “ Anne bak var ya aklıma ne geldi biliyor musun ? “
- “ Yine ne geldi o güzel aklına ?”
- “ Ben eğer civcil olarak doğsaydım büyüdüğümde kesin horos olurdum di mi? “
- “ Hay Allah , nereden çıktı şimdi bu? “
- “ Ee ben erkeğim ya ondan”.
- !!!!
* * * *
- “ Anne hani şu benim sevdiğim minibüs var ya? “
( Hyundai’nin STAREX marka minibüsüne deli oluyor )
- “ Evet oğlum yine ne oldu ?”
- “ Hani adı " ISTAREKS "ti ya, “
- “ Evet oğlum, “
- “ Bak bi kere onun asıl markası Hundayi tamam mı anne ?“
- !!!
- “ Bi dee o STAREX’in içinde bizim bilmediğimis bir harf var, iki tane eksinin üst üste gelmesinden oluşuyor . “
- “ Aferin benim akıllı oğlum, o harfin adı iks diye okunuyor.
- “ İyi anne bak bi şey daha öğrendim işte,daha çok öğrenecek şey var zaten. “
* * * *
- “ Oğlum, uyu artık istersen bak saat kaç oldu, sabah okula geç kalacaksın. “
- “ İyi de anne, gözümde hiç uyku yok !!!”
Tam o sırada sokaktan bağıra bağıra bozacı geçer, anne bunu fırsat bilerek :
- “ Oğlum bak sokakta uyumayan çocukları kontrole çıkmışlar “ deme gafletinde bulunur.
Çocuk kendinden emindir, annesine cevap verir :
- “ Yok anne, onun benimle ilgisi yok o adam bozacı, boza satıyor, kandırma beni !!! “
* * * *
- “ Misket nasıl oynanır anne?”
- “ Hangi misket yavrum sen nerden biliyorsun misketi ?”
- “ Okulda arkadaşlarımdan gördüm anne. “
Anne, kendi çocukluğundan kalma misketin hâlâ var olduğuna şaşırırken, çocuk devam eder :
- “ Şimdi ben neyi merak ediyorum biliyor musun anne?
Bu misketleri yerde yuvarlayarak mı oynamamız gerekiiiiir, yoksa ellerimizi açarak döne döne oynamamız mı gerekir ? ( Oyun havası misketten söz ediyor ve anne oğlunun misket oyununu hangi arada öğrendiğini hâlâ bilmiyor.)
* * * * *
- Birine kızınca “köpek” dersek ayıp olur mu anne?
- Bazen olabilir oğlum.
- İyi ama ben köpekleri çok seviyorum anne, onlar iyi hayvanlar kızınca niye köpek deniyor ki?
* * * * *
- Anne sen niye eve kedi almıyorsun? ( Petshopların birinde gördüğü İran kedilerine hayran bu aralar )
- Alırım oğlum bir ara,
Bir kaç dakika sonra,
- Aslında alma anne neden biliyor musun bizim evde zaten kedi var!!!
- Eee nerede oğlum kedi?
- Kedi benim anne, sen bana hep kedim benim diyorsun ya !!!!!!
Bu diyaloglar geçen sene yaşandı, anne vakit bulup daha yeni yazabildi:)
Etiketler:
ANNELİK HALLERİ
15 Mayıs 2009 Cuma
SABIRLA SEVGİ KARIŞIMI
“ Dünyanın merkezinde o varmış gibi.Her şeye O karar vermek istiyor.
Gözyaşları gözlerinde hazır bir silah zaten.
Zamanını güzelce kolluyor ve hemen çıkarıp kullanıyor silahını.
Anne olarak çok sabırlı olmam gerek biliyorum.
Zıtlaşmamalıyım onu da biliyorum.
Peki ne yapmalıyım inadını geriletmek için?
Dünyanın merkezinde O’nun olmadığını O’na nasıl anlatmalıyım?
Sonuçta karşımdaki küçücük bir çocuk.
Yeni yeni tanıyor hayatı. ”
* * * *
Oğlum dört yaşını bitirdiğinden bu yana sürekli kendi kendime kurduğum cümleler bunlar benim.
Her şey yolunda giderken, oğlumla aramıza giren en kötü sorun O’nun bitmeyen inadı çünkü.
Bu konuyla ilgili okuduklarımdan, inatlaşmanın bu yaşlarda hemen her çocukta görülen bir durum olduğunu anlıyorum.
Elbette annelere ve aileye çok fazla görev düşüyor bu dönemi atlatmak için.
Bu inat savaşından galip çıkmak için, zaman içinde okuduklarım ile oğlumun kişilik yapısını birleştirerek geliştirdiğim bazı davranışlarım var.
İşte bunlardan birkaç tanesi ve bana göre sihirli bir iki anahtar cümle :
Dilerim benimle aynı sorunu yaşamakta olan annelere biraz faydam olur:
- En sinirli anlarımda bile öfkemi kontrol ettim.
Bunu nasıl yaptım, düşündükçe şaşırıyorum ama olumlu sonuç veriyor.
- Her istediğine “ evet ” veya olumsuz gördüğüm her davranışına
“ hayır “ demedim. Özellikle “ hayır ” kelimesini olabildiğince ekonomik kullanmaya özen gösterdim ve “ hayır ” dediğim zaman da bir daha sözümden geri dönmedim.
- İstediğini yapmadıysam mutlaka nedenini anlayacağı bir dille O’na anlatmaya çalıştım.
- Konuşurken yanına oturup birebir göz teması ile konuşmaya önem verdim. Tepeden bakarak konuşmadım, konuşurken birebir göz teması çok etkili oluyor.
- Karşısına birkaç seçenek koydum. Bu seçeneklerden birini seçtiği zaman “kesinlikle ” uzlaşacağımızı hissettirdim.
- “ Sen akıllı bir çocuksun”, “ Sen beni anlayabilirsin” cümleleri bizde anahtar cümleler oldu. Sanırım bu cümleler sayesinde büyüdüğünü hissetti oğlum.
- İnatlaşmaya devam ettiği anda, yaptıklarını duymamaya çalıştım.
En çok sabır isteyen kısım da bu bence. Sustum, sessiz kaldım, kararımın kesin olduğunu söyledim ve bir süre sonra da ( bu “bir süre” bazen uzun sürebiliyor ) O’da inatlaşmaktan vazgeçti.Şu günlerde eskiye göre biraz daha iyiyiz inat konusunda.
Hatta epeyce yol aldık diyebilirim.
Biliyorum ki yaşı büyüdükçe inat konusunun da biçimi değişecek ve ilerleyen yaşlarında bir yerlerde bu konu yine karşıma çıkacak.
Hangi koşulda olursa olsun, çocuğu iyi tanımak ve doğru iletişim kurabilmek çok önemli. Bir de sabırlı olabilmek.
Zaten annelik sabırla sevginin karışımı bir duygu değil midir?
NOT : Bu yazı geçen yıl yazdığım bir yazıydı.
Şimdi oğlumun inadından eser kalmadı.
Zaten çocuklar büyüdükçe sanırım akılları başlarına daha çok geliyor.
Bu yaşadıklarımız da çocukluk anıları olarak hafızalarımıza yazılıyor.
Etiketler:
ANNELİK HALLERİ
5 Mayıs 2009 Salı
DÜZ MANTIK GÜNLERİ

- “ Bir ile sıfırın yanına bir sıfır daha gelirse kaç olur anne?
- “10 olur oğlum “- “
- Haydaaa, anneeee, sana söylüyoruuum, bir ile sıfırın yanına bir sıfır daha gelirse kaç olur? 10, bir ile sıfır yan yana gelince olur, ben onu biliyorum ama benim sorduğumun başka bir adı var anneee .
- “ Haa, doğru ya oğlum senin matematiğin benden daha iyi, birle sıfırın yanına bir sıfır daha gelince 100 olur tabii.”
Etiketler:
ANNELİK HALLERİ
26 Şubat 2009 Perşembe
KISSADAN HİSSE
Birkaç gün önce : Anne işten eve yeni gelmiştir, ev işleri; yemek, çamaşır, ütü şeklinde sıraya dizilmiş anneyi beklemektdir. Bu arada anne ile çocuk sohbete başlarlar.Çocuk : - “ Aşık olmak ne demek anne ? "
Anne : ( Kendinden çok emin cevap verir ) - “ Birini çok sevmektir oğlum.”
Çocuk : “Peki evlilik ne demek anne?”
Anne : “ Sevdiğin insanla hayatı paylaşmaktır oğlum.”
Çocuk : “ Nasıl yani, oyuncaklarımızı paylaşmak gibi mi?”
Anne : “ Evet oğlum, onun gibi “ .
* * * * * * * *
Aradan birkaç gün geçer :
Çocuk : - “ Anne ben aşık oldum!!! “
Anne : - “ Yaaa öyle mi kim bu şanslı kız?"
Çocuk : - “ Buse anne, hani bizim sınıftaki, uzun saçlı olan .”
Anne : - “ Hımmm!!! “
Çocuk : - “ Anne var ya , biz Buse’yle evlenmeyi düşünüyoruz!”
Anne : - “ Yaaa ne zaman verdiniz bu kararı?”
Çocuk :- “ İşte verdik bi ara.”
Anne : - “ Peki evlenince ne olacak oğlum?”
Çocuk : - “ Ne olacak oyun oynayıp, bisiklete bineriz işte, oyuncaklarımızı falan paylaşırız.”
Anne : “ …… !!!!! “
* * * * * *
Bir başka gün :
Çocuk : “ Anne ben galiba sana aşık oldum “!!!
Anne ( panik bir halde ama sakin olmaya çalışarak ) : “ Olmaz oğlum çocuklar annelerine aşık olmazlar.
Çocuk : - “ Neden anne? Hani sen aşık olmak birini çok sevmektir demiştin ya geçen gün, ben seni çok seviyorum anne “.
Anne : !!!!, ????
Kıssadan Hisse:
1. Çocuklar zamanın nasıl geçtiğini anlayamadan hızla büyürlermiş.
2. Çocuklara somut döneme geçmeden önceki dönemlerinde söylenecek her söze, kurulacak her cümleye dikkat etmek gerekirmiş.
3. Çocuk deyip geçmemek, sordukları soruların cevaplarını geçiştirmemek gerekirmi
Etiketler:
ANNELİK HALLERİ
14 Şubat 2009 Cumartesi
MUTFAKTA BİRİ VAR
Bizim mutfakta epeydir biri var. Benim en özel ve en minik yardımcım.
Biz bunu hep yapıyoruz.
En az haftada iki kere.
Birlikte giriyoruz mutfağa, o bana yardım ediyor minicik elleri ile.
Bir kuralımız var ama; O’nun sevdiği ve seçtiği bir şeyler yapmalıyız mutlaka..
Bunlar da haliyle, puding, kurabiye, kek vb. şeyler oluyor.
Puding yaparken, sütü tencereye boşaltmak onun görevi. Bütün malzemeleri karıştırmak da elbette.
Kek yaparken, yumurtayı illa ki o kıracak, bir de biraz çırpacak.
Kalıplı kurabiyelerimiz var bizim, sırf mutfak maceramız için birlikte almıştık, kurabiyeler yapıyoruz çeşit çeşit.
Önce güzelce hamurumuzu hazırlıyoruz.
Sonra o hamuru epeyce yoğuruyoruz ( Bu parmak kaslarının gelişimine de faydalıymış, - ince motor becerilerinin gelişmesi için- )
Ardından sıra merdane ile hamuru açmaya geliyor.
İnanmayacaksınız ama mutfaktaki yardımcım bu konuda da epey usta.
En zevkli kısım ise hamura kalıplarla şekil vermek.
Anne oğul öyle eğleniyoruz ki mutfakta, çok merak ediyorum oğlum büyüdüğünde bu mutfak maceralarımızın O’ndaki geri dönüşümü nasıl olacak?
Aslını arasanız tek derdim O’nun mutlu olması ve birlikte güzel vakit geçirmek.
Çocukluk anılarına tebessümle hatırlayacağı anılar eklemek.
Büyüdüğünde zaman zaman aklına gelsin, o anılara tutunsun diye...
Biz bunu hep yapıyoruz.
En az haftada iki kere.
Birlikte giriyoruz mutfağa, o bana yardım ediyor minicik elleri ile.
Bir kuralımız var ama; O’nun sevdiği ve seçtiği bir şeyler yapmalıyız mutlaka..
Bunlar da haliyle, puding, kurabiye, kek vb. şeyler oluyor.
Puding yaparken, sütü tencereye boşaltmak onun görevi. Bütün malzemeleri karıştırmak da elbette.
Kek yaparken, yumurtayı illa ki o kıracak, bir de biraz çırpacak.
Kalıplı kurabiyelerimiz var bizim, sırf mutfak maceramız için birlikte almıştık, kurabiyeler yapıyoruz çeşit çeşit.
Önce güzelce hamurumuzu hazırlıyoruz.
Sonra o hamuru epeyce yoğuruyoruz ( Bu parmak kaslarının gelişimine de faydalıymış, - ince motor becerilerinin gelişmesi için- )
Ardından sıra merdane ile hamuru açmaya geliyor.
İnanmayacaksınız ama mutfaktaki yardımcım bu konuda da epey usta.
En zevkli kısım ise hamura kalıplarla şekil vermek.
Anne oğul öyle eğleniyoruz ki mutfakta, çok merak ediyorum oğlum büyüdüğünde bu mutfak maceralarımızın O’ndaki geri dönüşümü nasıl olacak?
Aslını arasanız tek derdim O’nun mutlu olması ve birlikte güzel vakit geçirmek.
Çocukluk anılarına tebessümle hatırlayacağı anılar eklemek.
Büyüdüğünde zaman zaman aklına gelsin, o anılara tutunsun diye...
Etiketler:
ANNELİK HALLERİ
16 Ocak 2009 Cuma
İNAT ! ! !
“ Dünyanın merkezinde o varmış gibi.
Her şeye O karar vermek istiyor.
Gözyaşları gözlerinde hazır bir silah zaten.
Zamanını güzelce kolluyor ve hemen çıkarıp kullanıyor silahını.
Anne olarak çok sabırlı olmam gerek biliyorum.
Zıtlaşmamalıyım onu da biliyorum.
Peki ne yapmalıyım inadını geriletmek için?
Dünyanın merkezinde O’nun olmadığını O’na nasıl anlatmalıyım?
Sonuçta karşımdaki küçücük bir çocuk.
Yeni yeni tanıyor hayatı. ”
* * * *
Oğlum dört yaşını bitirdiğinden bu yana sürekli kendi kendime kurduğum cümleler bunlar benim.
Her şey yolunda giderken, oğlumla aramıza giren en kötü sorun O’nun bitmeyen inadı çünkü.
Bu konuyla ilgili okuduklarımdan, inatlaşmanın bu yaşlarda hemen her çocukta görülen bir durum olduğunu anlıyorum.
Elbette annelere ve aileye çok fazla görev düşüyor bu dönemi atlatmak için.
Bu inat savaşından galip çıkmak için, zaman içinde okuduklarım ile oğlumun kişilik yapısını birleştirerek geliştirdiğim bazı davranışlarım var.
İşte bunlardan birkaç tanesi ve bana göre sihirli bir iki anahtar cümle :
Dilerim benimle aynı sorunu yaşamakta olan annelere biraz faydam olur:
- En sinirli anlarımda bile öfkemi kontrol ettim.
Bunu nasıl yaptım, düşündükçe şaşırıyorum ama olumlu sonuç veriyor.
- Her istediğine “ evet ” veya olumsuz gördüğüm her davranışına
“ hayır “ demedim. Özellikle “ hayır ” kelimesini olabildiğince ekonomik kullanmaya özen gösterdim ve “ hayır ” dediğim zaman da bir daha sözümden geri dönmedim.
- İstediğini yapmadıysam mutlaka nedenini anlayacağı bir dille O’na anlatmaya çalıştım.
- Konuşurken yanına oturup birebir göz teması ile konuşmaya önem verdim. Tepeden bakarak konuşmadım, konuşurken birebir göz teması çok etkili oluyor.
- Karşısına birkaç seçenek koydum. Bu seçeneklerden birini seçtiği zaman “kesinlikle ” uzlaşacağımızı hissettirdim.
- “ Sen akıllı bir çocuksun”, “ Sen beni anlayabilirsin” cümleleri bizde anahtar cümleler oldu. Sanırım bu cümleler sayesinde büyüdüğünü hissetti oğlum.
- İnatlaşmaya devam ettiği anda, yaptıklarını duymamaya çalıştım.
En çok sabır isteyen kısım da bu bence. Sustum, sessiz kaldım, kararımın kesin olduğunu söyledim ve bir süre sonra da ( bu “bir süre” bazen uzun sürebiliyor ) O’da inatlaşmaktan vazgeçti.
Şu günlerde eskiye göre biraz daha iyiyiz inat konusunda.
Hatta epeyce yol aldık diyebilirim.
Biliyorum ki yaşı büyüdükçe inat konusunun da biçimi değişecek ve ilerleyen yaşlarında bir yerlerde bu konu yine karşıma çıkacak.
Hangi koşulda olursa olsun, çocuğu iyi tanımak ve doğru iletişim kurabilmek çok önemli. Bir de sabırlı olabilmek.
Zaten annelik sabırla sevginin karışımı bir duygu değil midir?
Her şeye O karar vermek istiyor.
Gözyaşları gözlerinde hazır bir silah zaten.
Zamanını güzelce kolluyor ve hemen çıkarıp kullanıyor silahını.
Anne olarak çok sabırlı olmam gerek biliyorum.
Zıtlaşmamalıyım onu da biliyorum.
Peki ne yapmalıyım inadını geriletmek için?
Dünyanın merkezinde O’nun olmadığını O’na nasıl anlatmalıyım?
Sonuçta karşımdaki küçücük bir çocuk.
Yeni yeni tanıyor hayatı. ”
* * * *
Oğlum dört yaşını bitirdiğinden bu yana sürekli kendi kendime kurduğum cümleler bunlar benim.
Her şey yolunda giderken, oğlumla aramıza giren en kötü sorun O’nun bitmeyen inadı çünkü.
Bu konuyla ilgili okuduklarımdan, inatlaşmanın bu yaşlarda hemen her çocukta görülen bir durum olduğunu anlıyorum.
Elbette annelere ve aileye çok fazla görev düşüyor bu dönemi atlatmak için.
Bu inat savaşından galip çıkmak için, zaman içinde okuduklarım ile oğlumun kişilik yapısını birleştirerek geliştirdiğim bazı davranışlarım var.
İşte bunlardan birkaç tanesi ve bana göre sihirli bir iki anahtar cümle :
Dilerim benimle aynı sorunu yaşamakta olan annelere biraz faydam olur:
- En sinirli anlarımda bile öfkemi kontrol ettim.
Bunu nasıl yaptım, düşündükçe şaşırıyorum ama olumlu sonuç veriyor.
- Her istediğine “ evet ” veya olumsuz gördüğüm her davranışına
“ hayır “ demedim. Özellikle “ hayır ” kelimesini olabildiğince ekonomik kullanmaya özen gösterdim ve “ hayır ” dediğim zaman da bir daha sözümden geri dönmedim.
- İstediğini yapmadıysam mutlaka nedenini anlayacağı bir dille O’na anlatmaya çalıştım.
- Konuşurken yanına oturup birebir göz teması ile konuşmaya önem verdim. Tepeden bakarak konuşmadım, konuşurken birebir göz teması çok etkili oluyor.
- Karşısına birkaç seçenek koydum. Bu seçeneklerden birini seçtiği zaman “kesinlikle ” uzlaşacağımızı hissettirdim.
- “ Sen akıllı bir çocuksun”, “ Sen beni anlayabilirsin” cümleleri bizde anahtar cümleler oldu. Sanırım bu cümleler sayesinde büyüdüğünü hissetti oğlum.
- İnatlaşmaya devam ettiği anda, yaptıklarını duymamaya çalıştım.
En çok sabır isteyen kısım da bu bence. Sustum, sessiz kaldım, kararımın kesin olduğunu söyledim ve bir süre sonra da ( bu “bir süre” bazen uzun sürebiliyor ) O’da inatlaşmaktan vazgeçti.
Şu günlerde eskiye göre biraz daha iyiyiz inat konusunda.
Hatta epeyce yol aldık diyebilirim.
Biliyorum ki yaşı büyüdükçe inat konusunun da biçimi değişecek ve ilerleyen yaşlarında bir yerlerde bu konu yine karşıma çıkacak.
Hangi koşulda olursa olsun, çocuğu iyi tanımak ve doğru iletişim kurabilmek çok önemli. Bir de sabırlı olabilmek.
Zaten annelik sabırla sevginin karışımı bir duygu değil midir?
Etiketler:
ANNELİK HALLERİ
27 Aralık 2008 Cumartesi
Savaşçılık Oyunu
- “ Eller yukarı anne!!!
Savaşçılık oynayacağız!!! “
- Ben savaşlı, silahlı oyunlar oynamak istemiyorum oğlum.
- Ama, ama söz vermiştin; hani akşam sen eve gelince oyun oynayacaktık?
- Tamam söz verdim oynamak için ama savaşçılık oyunu değil annem.
- Neden anne? Savaş çok mu kötü?
- Evet yavrum.
- Savaşta insanlar ölüyor di mi anne?
- Evet yavrum.
- O zaman çocuklar babasız da kalıyordur ?
- Kalıyor oğlum, hatta bazen anneler de çocuksuz kalabiliyor.
- Tamam o zaman biz de savaşçılık oynamayalım anne.
- Anne aklıma bir şey daha geldi; peki savaşı kim çıkartıyor?
- Bir biri ile anlaşamayan ülkeler oğlum.
- O zaman ülkeler de savaş gibi kötü mü anne?
- . . . . . . !!!!!!
“ Artık her ne kadar umudumu yitirmiş olsam da her şeye rağmen çocuklarımıza , gelecekte savaşın olmadığı, her köşesinde barışın hüküm sürdüğü yaşanası bir dünya bırakabilmek umudu ile…”
Fotoğraf : http://www.deviantart.com/
Savaşçılık oynayacağız!!! “
- Ben savaşlı, silahlı oyunlar oynamak istemiyorum oğlum.
- Ama, ama söz vermiştin; hani akşam sen eve gelince oyun oynayacaktık?
- Tamam söz verdim oynamak için ama savaşçılık oyunu değil annem.
- Neden anne? Savaş çok mu kötü?
- Evet yavrum.
- Savaşta insanlar ölüyor di mi anne?
- Evet yavrum.
- O zaman çocuklar babasız da kalıyordur ?
- Kalıyor oğlum, hatta bazen anneler de çocuksuz kalabiliyor.
- Tamam o zaman biz de savaşçılık oynamayalım anne.
- Anne aklıma bir şey daha geldi; peki savaşı kim çıkartıyor?
- Bir biri ile anlaşamayan ülkeler oğlum.
- O zaman ülkeler de savaş gibi kötü mü anne?
- . . . . . . !!!!!!
“ Artık her ne kadar umudumu yitirmiş olsam da her şeye rağmen çocuklarımıza , gelecekte savaşın olmadığı, her köşesinde barışın hüküm sürdüğü yaşanası bir dünya bırakabilmek umudu ile…”
Fotoğraf : http://www.deviantart.com/
Etiketler:
ANNELİK HALLERİ
18 Eylül 2008 Perşembe
Bir Bebeklik Anısı ve Bir hastalık "Bronşiyolit"
2003 yılının kasım ayı oğlumla ilgili hatırlamak istemediğim bir anıyla doludur.
O’nun yaşadığı, bana göre ilk önemli hastalığı bu aya rastlar.
Oğlumun 4. ayını doldurduğu günlerdi. Bu günler, benim de hâla acemi annelik hallerimi üzerimden atamadığım günlerimdi.
O zamana kadar oğlumun önemli bir hastalığı olmamıştı.
Birkaç gündür burun tıkanıklığı sorunu yaşıyordu ve bebek olduğu için sadece burnuna tuzlu su verebiliyorduk. Sonra hafif hafif öksürükler başladı.
Yeni doğmuş bebeklerde ilaç kullanımı sakıncalı olduğundan ne yapacağımızı bilemedik. Bu arada biraz da ateşinde yükselme olmuştu. Neyse ki ateşini doğal yollarla düşürmeyi başarmıştım.
Çok kısa bir süre sonra soluk alıp verişlerinde değişiklik olmaya başladı. Derin derin nefes alıyordu, göğsü sıkışıktı.
Ne yapacağımızı şaşırmış halde doktoruna götürdük ve doktorumuz bizi acilen hastaneye yönlendirdi.
Hastanede oğluma soğuk buhar tedavisi yapmaya başladılar. Hastalığının adı
“ bronşiyolit” ti ve ben adını duymadığım bu hastalıkla ilk kez tanışıyordum.
Daha sonra yaptığım araştırmalar ve çevremde bu hastalığı yaşayan başka bebek ve iki, üç yaş arası çocukları gördüğümden “bronşiyolit” ile ilgili edindiğim bazı bilgileri ve tedavi için, doktorumuzun önerileri ışığında uyguladıklarımı paylaşmak istiyorum:
- Bronşiyolit, solunum yollarının en küçük dalları olan bronşçukların enfeksiyon nedeni ile daralması sonucu oluşan bir hastalık .
- Akut bronşiyoliti erken yaşamda üst solunum yolu bulguları sonrası gelişen hırıltı ile gelen bir hastalık olarak tanımlamak mümkün.
- Hastalık genellikle bebeklerde ve küçük çocuklarda sıkça rastlanan mikrobik bir hava yolları iltihabı ve soğuk algınlığı gibi başlıyor. Bu noktada ilk önce hastalığı soğuk algınlığından ayırt etmek mümkün olmuyor. Hırıltıyı bazen ancak doktor duyabiliyor.
- Hafif bir bronşiyolit vakasını evde tedavi ederek atlatabilmek mümkün. Ciğerleri açmak için uzman doktorun tavsiye ettiği, buhar makineleri eşliğinde kullanılan bir ilaç alınabilir. Bu ilacı, hastalığın seyrine göre birkaç gün, gün içinde 4 ya da 6 saatte bir uygulamak gerekli.
- Hastalık sırasında ve sonrasında evde asla sigara içimine izin verilmemesi çok önemli.
- Hastalık seyrederken çocuğa mümkün olduğunca sık su içirmek çok faydalı.
- Hastalık fark edilip de ilk önlemler alınmazsa, hastaneye gidilmesi, hatta hastanede kalınması gereken ağır bir vakaya da dönüşebilme olasılığı yüksek.
- Zaman içinde çocuk büyüdükçe ve doğru tedavi yapıldıkça hastalık geriliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında çocukların denize girmesini önemle tavsiye ediyorlar.
Deniz suyunun bronşları açma özelliği olduğunu vurguluyorlar.
2003 yılının o kötü kasım ayından sonra, oğlumdaki bronşiyolit vakaları birkaç kere daha tekrar etti. Ne var ki bundan sonra neler yapmam gerektiğini bildiğim için daha temkinliydim. Dört yaşını doldurduktan sonra da bir daha oğlumda bronşiyolit vakasına rastlayacağım bir sorun yaşamadım.
Beni o dönemlerde üzen ve korkutan bu hastalığın aslında çok çabuk tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu, önemli olanın sadece tanının doğru ve zamanında konulması gerektiğini tecrübe ederek öğrenen bir anne olarak, yaşadıklarımı özellikle altı ay ile üç yaş arası çocukları bu hastalığı yaşayan tüm annelerle paylaşmak istedim.
O’nun yaşadığı, bana göre ilk önemli hastalığı bu aya rastlar.
Oğlumun 4. ayını doldurduğu günlerdi. Bu günler, benim de hâla acemi annelik hallerimi üzerimden atamadığım günlerimdi.
O zamana kadar oğlumun önemli bir hastalığı olmamıştı.
Birkaç gündür burun tıkanıklığı sorunu yaşıyordu ve bebek olduğu için sadece burnuna tuzlu su verebiliyorduk. Sonra hafif hafif öksürükler başladı.
Yeni doğmuş bebeklerde ilaç kullanımı sakıncalı olduğundan ne yapacağımızı bilemedik. Bu arada biraz da ateşinde yükselme olmuştu. Neyse ki ateşini doğal yollarla düşürmeyi başarmıştım.
Çok kısa bir süre sonra soluk alıp verişlerinde değişiklik olmaya başladı. Derin derin nefes alıyordu, göğsü sıkışıktı.
Ne yapacağımızı şaşırmış halde doktoruna götürdük ve doktorumuz bizi acilen hastaneye yönlendirdi.
Hastanede oğluma soğuk buhar tedavisi yapmaya başladılar. Hastalığının adı
“ bronşiyolit” ti ve ben adını duymadığım bu hastalıkla ilk kez tanışıyordum.
Daha sonra yaptığım araştırmalar ve çevremde bu hastalığı yaşayan başka bebek ve iki, üç yaş arası çocukları gördüğümden “bronşiyolit” ile ilgili edindiğim bazı bilgileri ve tedavi için, doktorumuzun önerileri ışığında uyguladıklarımı paylaşmak istiyorum:
- Bronşiyolit, solunum yollarının en küçük dalları olan bronşçukların enfeksiyon nedeni ile daralması sonucu oluşan bir hastalık .
- Akut bronşiyoliti erken yaşamda üst solunum yolu bulguları sonrası gelişen hırıltı ile gelen bir hastalık olarak tanımlamak mümkün.
- Hastalık genellikle bebeklerde ve küçük çocuklarda sıkça rastlanan mikrobik bir hava yolları iltihabı ve soğuk algınlığı gibi başlıyor. Bu noktada ilk önce hastalığı soğuk algınlığından ayırt etmek mümkün olmuyor. Hırıltıyı bazen ancak doktor duyabiliyor.
- Hafif bir bronşiyolit vakasını evde tedavi ederek atlatabilmek mümkün. Ciğerleri açmak için uzman doktorun tavsiye ettiği, buhar makineleri eşliğinde kullanılan bir ilaç alınabilir. Bu ilacı, hastalığın seyrine göre birkaç gün, gün içinde 4 ya da 6 saatte bir uygulamak gerekli.
- Hastalık sırasında ve sonrasında evde asla sigara içimine izin verilmemesi çok önemli.
- Hastalık seyrederken çocuğa mümkün olduğunca sık su içirmek çok faydalı.
- Hastalık fark edilip de ilk önlemler alınmazsa, hastaneye gidilmesi, hatta hastanede kalınması gereken ağır bir vakaya da dönüşebilme olasılığı yüksek.
- Zaman içinde çocuk büyüdükçe ve doğru tedavi yapıldıkça hastalık geriliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında çocukların denize girmesini önemle tavsiye ediyorlar.
Deniz suyunun bronşları açma özelliği olduğunu vurguluyorlar.
2003 yılının o kötü kasım ayından sonra, oğlumdaki bronşiyolit vakaları birkaç kere daha tekrar etti. Ne var ki bundan sonra neler yapmam gerektiğini bildiğim için daha temkinliydim. Dört yaşını doldurduktan sonra da bir daha oğlumda bronşiyolit vakasına rastlayacağım bir sorun yaşamadım.
Beni o dönemlerde üzen ve korkutan bu hastalığın aslında çok çabuk tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu, önemli olanın sadece tanının doğru ve zamanında konulması gerektiğini tecrübe ederek öğrenen bir anne olarak, yaşadıklarımı özellikle altı ay ile üç yaş arası çocukları bu hastalığı yaşayan tüm annelerle paylaşmak istedim.
Etiketler:
ANNELİK HALLERİ
10 Eylül 2008 Çarşamba
HAYAT YOLUN, AÇIK OLSUN
Sen şimdi, hiçbir şeyin farkında değilsin.
O kadar masum ve temizsin ki, o kapkara gözlerinle ve sorduğun sorularla tanımaya çalışıyorsun hayatı.
Hayat senin için, oyundan, birkaç arkadaştan, çeşit çeşit oyuncaktan ibaret henüz.
Okul denince de aklına, renk renk boya kalemleri, el işi kağıtları ve bunlarla yapılan faaliyetler geliyor. Bir de küçük bedenine rağmen, sabah erken kalkma zorunluluğu.
Daha şimdiden kendince farklı meslekler seçiyorsun. Bazen, doktor, bazen öğretmen, bazen subay olmak istiyorum diyorsun.
Geçen gün “ Büyüyünce sadece baba olsam yetmez mi anne? “ dedin. Büyüyünce çok mükemmel bir baba olacaksın henüz bilmiyorsun.
Bilmediğin bir bir şey daha var oğlum.
Bu ülkede, sana sunulan bu koşullarda, istediğin ya da sevdiğin işi yapma şansın o kadar az ki.
Zaman içinde, her çocuğun başına gelen senin de başına gelecek.
Okul hayatının çarkları içinde dönerken, yaprak testler, özel dersler ve dersanelerle tanışacaksın.
SBS, OKS, ÖSS harflerinin açılımları yaşam biçimin olacak, 18 yaş gibi çok erken bir yaşta meslek seçimi yapmak zorunda kalacaksın ve bu koşuşturma içinde elbette senin de bir mesleğin olacak.
Korkum ne biliyor musun?
Gelecekte karşıma çıkıp da “ Anne –falan- mesleğim oldu ama ben mutsuzum ” demen.
Seni hayata hazırlarken, üzerine fazla sorumluluk yüklemek ve istemeden mutlu olmana engel olmak beni şimdiden çok ürkütüyor, çünkü her şeyin gelip geçici olduğu şu dünyada mutluluk kadar önemli ve kalıcı hiçbir duygu yok oğlum.
Henüz yolun başındasın, hiçbir şeyin farkında değilsin.
İki gün önce, sekiz yıl eğitim göreceğin okulun ana sınıfına başladın.
Sen, yeni öğretmenin ve arkadaşlarına alışmaya çalışırken onlarla yeni sınıfına doğru yürürken, ben de arkandan bunları düşündüm oğlum.
Güle güle.
Hayat yolun açık olsun.
O kadar masum ve temizsin ki, o kapkara gözlerinle ve sorduğun sorularla tanımaya çalışıyorsun hayatı.
Hayat senin için, oyundan, birkaç arkadaştan, çeşit çeşit oyuncaktan ibaret henüz.
Okul denince de aklına, renk renk boya kalemleri, el işi kağıtları ve bunlarla yapılan faaliyetler geliyor. Bir de küçük bedenine rağmen, sabah erken kalkma zorunluluğu.
Daha şimdiden kendince farklı meslekler seçiyorsun. Bazen, doktor, bazen öğretmen, bazen subay olmak istiyorum diyorsun.
Geçen gün “ Büyüyünce sadece baba olsam yetmez mi anne? “ dedin. Büyüyünce çok mükemmel bir baba olacaksın henüz bilmiyorsun.
Bilmediğin bir bir şey daha var oğlum.
Bu ülkede, sana sunulan bu koşullarda, istediğin ya da sevdiğin işi yapma şansın o kadar az ki.
Zaman içinde, her çocuğun başına gelen senin de başına gelecek.
Okul hayatının çarkları içinde dönerken, yaprak testler, özel dersler ve dersanelerle tanışacaksın.
SBS, OKS, ÖSS harflerinin açılımları yaşam biçimin olacak, 18 yaş gibi çok erken bir yaşta meslek seçimi yapmak zorunda kalacaksın ve bu koşuşturma içinde elbette senin de bir mesleğin olacak.
Korkum ne biliyor musun?
Gelecekte karşıma çıkıp da “ Anne –falan- mesleğim oldu ama ben mutsuzum ” demen.
Seni hayata hazırlarken, üzerine fazla sorumluluk yüklemek ve istemeden mutlu olmana engel olmak beni şimdiden çok ürkütüyor, çünkü her şeyin gelip geçici olduğu şu dünyada mutluluk kadar önemli ve kalıcı hiçbir duygu yok oğlum.
Henüz yolun başındasın, hiçbir şeyin farkında değilsin.
İki gün önce, sekiz yıl eğitim göreceğin okulun ana sınıfına başladın.
Sen, yeni öğretmenin ve arkadaşlarına alışmaya çalışırken onlarla yeni sınıfına doğru yürürken, ben de arkandan bunları düşündüm oğlum.
Güle güle.
Hayat yolun açık olsun.
Etiketler:
ANNELİK HALLERİ
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

