11 Şubat 2016 Perşembe

ANNEMİN KLİMASI !!!

Bu aralar pek patavatsız oldum ben.  Eskilerin, -affınıza sığınarak yazıyorum - dangalak dediği cinsten.

Hele samimi olmadıklarıma tam bir felaketim, anlatılmaz yaşanır yani.

Bir sus bir alttan al,  yok. Gereksiz  insanlara tahammülüm kalmamış meğer. 

Bugün yaşadığıklarımı anlatayım hemen :
Bizim ev cadde üzeri ve apartmanın altında bir sürü mağaza var .
Bu mağazalardan birine annemin evinin kliması su akıtıyormuş.

Bu arada annemle aynı apartmanda karşılıklı dairelerde oturuyoruz.  Bir baktım annemin kapısında sesler var.
Kapıyı açtım ki, mağaza sahibi ablalardan biri,  gayet küstah bir şekilde annemi uyarıyor. Klima şu akıtıyormuş, malları zarar görmüş - zannedersin ki selli yağmur suyu - .
Sonra bana döndü  ve " siz ne biçim evlatsiniz niye annenizle ilgilenmiyorsunuz ? " dedi ve ekledi ; " bakın biz  doğulu
bir aileyiz,  çok da kalabalığız !!!"
Hani İzmirli olsam asfalyalarım atacak da; İstanbullu olarak nevrim döndü. 
" Bi dakka dedim.  Sen nasıl karar verdin benim annemle ilgilenmediğime? Çok zekisin kutlarım dedim ve ben de ekledim ; "  Hem ne var doğulusuysan, biz de batılıyız kalabalık konusunda fena sayılmayız " dedim.

Bu sefer lafı değiştirdi, e biz komşuyuz falan demeye başladı.
Komşuysan haddini bileceksin kardeşim dedim ve gitti.   

Çok değil bir kaç yıl önce olsa alttan alır, daha farklı davranırdım.  Diyorum ya gereksiz insana tahammülüm kalmamış benim.

Neyse yarın ilk iş annemin klimasına çözüm bulmak olsun
Aman "doğulu ve kalabalık nüfuslu komşularımız" kızmasınlar !!!!


31 Ocak 2016 Pazar

KAYIP ARANIYOR



Evde eşya kaybeder misiniz?
Çok sık yaşadığım bir durumdur bu.

Genelde kaybettiğim bir şeyi ararken onun yerine daha önce kaybedip aramaktan vazgeçtiğim bir başka eşyayı bulduğum da olur.  Bu durum çok eskiye, çocukluk hatta öğrencilik yıllarıma kadar dayanır.

Ben öğrencilik yıllarımda çok ama çok dağınık bir kızdım . Öyle böyle değil ama. Yeni nesil doktorların " hiperaktif " tanısı koyacağı cinsten üstelik.

Sevgili annem; " bu nasıl evlenecek de ev idare edecek" diye hayıflanırdı.

Ben de bir yerlerde, aslında dağınık olan insanların daha  zeki olduğunu okumuş mutlu olmuştum
.
  Yıllarca bu duyguyla avuttum kendimi :)

Neyse evlendim;  yıllar geçti,  anne oldum .

Birde baktım düzene önem veren bir kadına dönüşmüşüm.  Yıllar beni daha düzenli bir hale getirmiş.

Zaman içinde anladım ki; çocuğun varsa ev idare ediyorsan zeki de olsan aptal da olsan azıcık derli toplu olacaksın. 
Yoksa herşey arap saçına dönüveriyor.

Evde daha çok zaman geçirmeye başlayınca iyice domestik bir kadın olup çıktım.  Böylece annemin kuruntuları da boşa çıktı. 
Artık düzenli, tertipli bir anneydim.  Üstelik iş hayatına da devam ediyordum. 
Çocuk da yapmıştım kariyer de heyt be !!!

***
Yine de evde eşya kaybetmeye devam ediyorum.
  Zavallı ben !!!

Bir tane saç bandım var.  Evdeyken özellikle mutfakta  kullanıyorum. 
Dünden beri koyduğum yeri bulamıyorum. 
Yazın Irvin Yalom' un
Günü Birlik Hayatlarını okuyordum. 
Yine evin içinde kaybettim kitabı. 

Kuzenimin önerisiydi çok da beğenerek okuyordum. 
Yok uçtu kitap.

Geçenlerde oğlumun   ders kitaplarının arasında buldum. Oraya ne ara girdi ?
Bilmiyorum. 
Bildiğim kitabı okumak hevesim çoktan geçmişti.

Bu ev içi kayıpları ne zaman biter acaba?
Şaka gibi ama yaşlanıyor muyum,  çok mu koşuşturma içindeyim, yoksa ruhum halen 20 li yaşlarımdaki o kızın ruhu mu ?
Cevabı bulamıyorum. 



Posted via Blogaway


25 Ocak 2016 Pazartesi

ESKİYORUZ BİRER BİRER EKSİLEREK

Ocak ayı doğduğum ay. Çocukluğumda doğum günü kutlamaları nedeniyle gelmesini iple çektiğim ay.
Aileme geç gelmemden dolayı günlerce doğum günümün kutlandığı, kocaman bir doğum günü pastası eşliğinde sevdiklerim, arkadaşlarım ve önce tercih olarak oyuncak fakat daha sonraki yıllarda illa ve mutlaka kitap olan doğum günü hediyelerim.  Annemin üşenmeden aldığı doğum günü elbiselerim.  E küçük bir kız daha ne ister?
Yıllar sonra doğduğum ayı sevmez oldum. Hatta mümkün olsa 24 Ocak 'ı takvimlerden silmek istiyorum.  Tüm vakitsiz ölümler neden bu güne denk geldi ki?
Babamı kaybettiğim ay da ocak, amcam ve enistemi de.
Bu sabah gözümü açar açmaz Ergüder Yoldaş 'ı duydum. Yeni neslin hiç tanımadığı ana bizim çok iyi bildiğimiz değerli bir müzik adamı. 

Üst üste gelince mi üzülüyor insan ?

Anladım ki bir süre sonra anılara sığınıyor insan .
Yıllar hızla geçip gidiyor ve  eskiyoruz yavaş yavaş eksilerek.


6 Ocak 2016 Çarşamba

İYİ Kİ DOĞDUM 🎂

Bundan 48 yıl önce yine böyle karlı hatta daha da karlı bir ocak ayı yaşanıyormuş Istanbul 'da.

Karnı burnunda annem doğum için gün sayıyormuş.

Yılbaşı gecesi bebek gelebilir diye uyarmış doktor.  Bizimkiler, maaile yeni yıla teyakkuz halinde girmişler. 

E ben rahatıma düşkünümdür.  Sıcacık anne karnını terk etmek işime gelmemiş olmali ki; bizimkileri bir hafta oyalamışım. ☺
Doğum için hastaneye yatan annemi bir gece de hastaneye bekletmişim. Hayatla randevuma geç kalmışım yani.

Sonrası malum.  Dünyaya bir bebek gelir; hayat değişir benimki de öyle olmuş.  Hele ölü bir doğumun üzerinden 6 yıl geçtikten sonra doğunca ben; ne kar olmuş umurlarında bizimkilerin ne kara kış.

Dünyadaki misafirliğim yaşım kadar olur mu? Bilmiyorum. 
İyi ki doğdum ben.  İyi ki bu dünyadan geçiyorum.

Sağlık ve huzur baş dileklerim.  Bunlar olunca gerisi geliyor zaten.
Haaa bir de dostlarım ve kitaplarım hiç eksilmesin hayatımdan. :) 

1 Ocak 2016 Cuma

YENİ YIL, KAR, KİTAP VS.

Aslında değişen hiç bir şey yok. 
Sadece birbirimize iyi dileklerde bulunup; bu dileklerin gerçek olmasını umut etmek bile güzel. 
Yoksa gerisi teferruat. 
***


Biz yeni yılı evde geçirenlerdeniz. Bu yıl da gelenek değişmedi.  Tombala oynamazsak olmazdı; bir kere bile tombala yapamadım bu yıl şanssız olacak diye düşündüm  ama sabah kalktığında yılbaşı biletlerimin birine amorti çıktığını öğrendim; eh bu da züğürt tesellisi oldu. :) Hem hepi topu iki bilet almıştım, onca biletin arasında amorti hiç fena değil. Çünkü bana amorti bile çıkmaz çoğu kere :)
***


Sabah geç saatte yapılan kahvaltı faslı da bitince akşam üzerine doğru  en sevdiğim üçlü ile başbaşa kaldım.
Diyorum ya değişen hiç bir şey yok aslında . Sadece umut etmek güzel ...

Blognot : Kar fotoğrafı tabiî ki Antalya 'dan değil.  İstanbul 'dan. Buralara kar yağması bir yolunu buluruz elbet :)

29 Aralık 2015 Salı

İNANMAK GÜZEL



Odasını toplarken masasında bir kağıt buldum.

A4 kağıdının etrafını yeni yıl resimleriyle süslemiş, ortasına Noel Baba resmi çizmiş en alta da 2016 'dan isteklerini yazmış.

Çocukluğundan beri masallara inanmayı sever. Gerçek olmadığını bilse bile inanır.

 Bebekken onu kendim uydurduğum  '' Uyku Kuşları'' ile uyuturdum. Öğle uykusu ve gece uyumalarında gözlerini kapattığında kirpiklerinin ucuna minik lacivert uyku kuşları konduğunu ve bu kuşların ona hem uyku, hem de güzel rüyalar getireceğini söylerdim; inanırdı.

Böyle bir şeyin olmadığını, bunun tamamen anne uydurması olduğunu öğrendiğinde dudağını büküp " zaten tahmin etmiştim, biraz saçma gelmeye başlamıştı ama yine de inanmak güzel" demişti.
Uzun bir süre " inanmak güzel " sözlerine takılmıştım ben de. Hayatla başa çıkma yollarından biri de buydu belki de,  masallara inanmak !!!!!

Noel Baba'ya yazdığı mektupta ilk dileğini barıştan yana kullanmış canım oğlum.
Ülkemde barış olsun, hiç kimse ölmesin demiş. Çok  etkilendim. Barış artık  bir çocuğun yeni yıl dileklerinin en başında geliyor.
İkinci dileği çok dokundu bana. TEOG'da iyi bir puan alabileyim demiş !!!
Kendini buna mecbur hissediyor sanki.

TEOG falan hikaye canın sağ olsun, sağlığın yerinde olsun  oğlum.

Sonraki dilekler kendine özel burada yazmayayım artık.

Benim de yeni yıldan tek istediğim BARIŞ . 2015 hepimize en çok bunu özletti.
Diğer dileklerimi de söyliyim, siz yabancı değilsiniz artık aile gibi olduk.

- Daha çok blog yazmak,
- Daha çok kitap okumak,
- Daha çok gezmek,
- Sağlıklı olmak,

Ve Noel Baba'ya diyorum ki; torbanda bunların hiç biri olmasa da sadece ülkemde ve dünyada BARIŞ olsun yeter.
Oğlımun dediği gibi ; inanmak güzel.

Hepimizin yeni yılı kutlu olsun ...


9 Aralık 2015 Çarşamba

KAFAMDA BİR TUHAFLIK



Yok Orhan Pamuk'un son romanını anlatmayacağım bu yazımda.

Dün geceyi sıfır uyku ile geçirdiğimden bu gün an itibarı ile kafam cidden tuhaf.

Bizim evin caddeye değil de sokağa bakan tarafı geceleri kılık değiştiriyor.

Tam karşımızda, eski zaman pavyonlarından bozma bir taverna var, meraklısından ciddi bir talep görüyor.

Gece oldu mu saat 21: 00 'dan sonra geceye bu tavernanın müzik sesi ile başlıyoruz. Sabaha karşı da sarhoş muhabbetleri ile noktalanıyor; şanslıysak bazı geceler sarhoş kavgaları olmuyor ve o zaman uykumuza sıkı sıkı sarılıyoruz. Sinir bozukluğu yani !!

Şimdi bu duruma bir yenisi eklendi; evimizin altındaki dükkanlardan birine eski eşya satan bir
 ev - kurcu taşındı. Bunun bize gece ne zararı olabilir ?
Gece değil ama sabah ezanı biter bitmez bu ev - kurcu abi sokakların yıkandığı tazyikli su ile dükkanın önünü yıkamaya başlıyor. Saat sabah altıya bile gelmemiş; henüz kargalar  uykuda yani.
Su fışkırtan makinenin uğultusu da bizim yatak odasının içinde elektrik süpürgesi çalıştırmış gibi bir etki yapıyor.

Daha da trajikomik olanı; ben bu sabah karşılaşacağım her türlü sinir bozucu şeyi göze alarak aşağıya indim ve adamla aramda şöyle bir konuşma geçti, abartmadan aynen yazıyorum :

Ben : ( Yine de en kibar ses tonumla ) - '' Pardon sizin bu makine illa bu saatte mi çalışmak zorunda ?''
Adam : - ''Rahatsız mı oldunuz ? ''
Ben : - '' Evet çünkü uyku saati !!!!! ''
Adam : - '' İyi de apla ezan okundu işte  !!!!! "
Ben : - '' Kardeşim ben belki namaz kılmıyorum, belki namazımı kılıp tekrar uyuyorum, senle beraber uyanmak zorunda mıyım? ''
Adam : ( Verilebilecek en son cevabı veriyor ve ben kopuyorum ) - '' O zaman git evini başka yerden tut burada oturma !!!

Haydaaa sabah sabah al başına belayı.
Aldım valla hiç de korkum yok.
Bu mahallede 30 yıldır oturduğumu, hatta oturduğum apartmanın mülk sahibi olduğumu, dağdan gelip bağdakini kovamayacağını ve bu konuda elimden geleni  fazlasıyla yapacağımı falan söyledim.

Terbiyesize bak!!

Şimdi araştırıyorum, kime ve nereye şikayet edeceğimi, mahalledekiler de korkak; aman sus, sessiz kal falan diyorlar. Neden sessiz kalıyorum ? Ben susayım, sen sus, o sussun; geldiğimiz nokta bu.

Gürültü ile ilgili ceza var mı bilmiyorum. Bu gece de tekrar etsin, muhtardan başlayıp, belediye, hatta valiliğe kadar gitmeyi düşünüyorum. Bana da bir yardım eden olur elbet ...