5 Kasım 2014 Çarşamba

YENİ YAZI ...

Bugün, bahardan kalma bir hava var yine.
Dün de böyleydi, önceki günde...

Sabah yürüyüşlerime eşlik eden bu güzellikler beni pek mutlu ediyor bu aralar. Başka bir şehirde olsa bu yapraklar çoktan sarıya döner ve hatta dökülürdü; buralarda bu şekilde ...

Deniz her daim böyle bakmaya doyamıyorum. Akdeniz aslında çok tuzlu bir denizdir. Ben galiba Akdeniz'i görsel olarak daha çok seviyorum. Denizden çıkınca kirpiklerime kadar bembeyaz olmuşluğum vardır zira.

Bu gün günlerden UNUTURSAM FISILDA günü. Çağan Irmak'ın bütün filmlerini  beğenerek izledim; bakalım bu filmi için fikrim ne olacak ? 



Ne zamandır okumak istediğim bir kitap var. Moskova'da Yanlış Anlama. Ona başladım. İncecik, çok güzel. Yavaş yavaş okuyorum. Nedense bu aralar okumak için acelem yok. 
Akşama da da dersim var. Biraz kitap, biraz ders notu ...
Böyleyim bu aralar. Gezerim, sinemaya da giderim, kitabımı da okurum, ders de anlatırım; hepsi bir arada yani. Bence hayat böyle güzel :)

22 Ekim 2014 Çarşamba

BİR DE BAKTIM EKİM BİTMİŞ !!!

" Eylül toparlandı gitti işte,
ekim de gider bu gidişle " diye boşuna söylememiş şair.

Tüm naifliği ile eylül geçip gitti hayatlarımızdan ekim de gitmek üzere  ve ben bloguma yazmayalı yaklaşık bir ay olmuş.

Okulların açılmasıyla birlikte oğlum kendini bodoslama 6. sınıfın içinde buldu.

Dersler inanılmaz zor. Müfredat çok hızlı ilerliyor. Artık benim de ona ders konusunda verebileceğim bir şey kalmadı.
Kendi kanatlarıyla uçma vakti geldi. Ders düzeni kurmak, çalışma planı yapmak çok zor oldu. Tatilden çıktıktan sonra hemen okul hayatına adapte olamadık.

Müfredat zor dedim ya, Din dersi soruları çok ilginç.
Çocuklar nasıl altından kalkar, velilerin tepkisi ne olur ? Bilmiyorum.
Dilerim ve umarım amaç üzüm yemek yerine, bağcıyı dövmek olmaz !!!




Eylül ve ekim aylarında kendimi güzel sanatların iki dalına adadım adeta. Edebiyat ve sinema.
Altın Portakal'ın 51. si geçti hayatımızdan. Arkadaşlarımla bol bol film izledim. Tadı yoktu festivalin,  Artık neyin eski tadı var ki ? Bize de  her şeye rağmen yaşadıklarımızdan keyif almaya çalışmak düşüyor :)
Oğlumla Pek Yakında'ya gittik. Bizimki Cem Yılmaz'a bayılır. filmi de sevdi tabii. Ben çok bayılmadım ama itiraf etmeliyim.

Uzun yürüyüşler yapıyorum bu ara. Üzerinizden uzak topuk dikeni olmuşum. 

Doktora gittim, topuk filmi çekildi, gerçekten de topukta diken gibi bir çıkıntı var. Doktor özellikle üzerine basmam gerektiğini söyledi ben de yürüyüş sayımı artırdım. 
Topuk dikeni ne ki ? Biz bu 2014 'de ne acılar yaşadık; bunu da atlatırız evelallah !!!



Yürüyüş yaparken de sürekli fotoğraf çekiyorum. Bu günlerde fotoğraf  çekmek beni çok rahatlatıyor.
yazının içinde gördüğünüz kareler yürüyüş fotoğrafları. Bir gün Antalya'dan ayrılıp başka bir şehirde yaşamaya başlarsam sanırım bu şehrin en çok denizini özlerim.






Gün Zileli'nin Mevsimler adlı romanını  okuyorum.

Bir dönem kitabı ve ben dönem kitaplarını çok severim.
Bunu da beğendim, keyifli gidiyor.

Leylak Dalı'nın sayfasında görmüş olmalıyım. Zaten, Leylak Dalı, Lale'nin Bahçesi, Aydan Atlayan Kedi, Macera Kitabım ve Baykuş Gözüyle, Hece Ajandam benim kitap referansı  arkadaşlarım. Blog dünyasını da tüm sosyal medyadan ayrı olarak sevme nedenlerimden biri de bu.

E ben kaçayım artık. Söz bir daha bu kadar uzun ara vermeyeceğim :)



29 Eylül 2014 Pazartesi

VAZİYETLER !!!



Bana göre eylülle vedalaşmak geçtiğimiz cumartesi gecesi oldu.
Aniden bastıran yağmur gelmekte olan ekimin habercisiydi.

Antalya diğer şehirlerden daha farklı. Mevsim geçişlerini değişik yaşıyor.
Yağmuru da, sıcağı da, rüzgarı da kendiyle kavga eder gibi.


Önce göz gözü görmeyecek denli şiddetli yağar buralarda yağmur.
Ertesi gün, güneş hiç bir şey olmamış gibi gök yüzünden gülümser .


Hafta sonu da böyle geçti ...

****
Pazar akşamı oğlum şiddetli boğaz ağrısıyla kıvrım kıvrım kıvrandı.
Bu annelik acayip bir duygu. Bu çocuk askere bile gitse benim nöbetçi anneliğim hep devam edecek gibi.

Onu karnımda taşırken; bu sürecin hep devam edeceğini; hamileliğimin hiç bitmeyeceğini düşünürdüm. E haksız da değilmişim hani. Aramızda onunla halen gizli bir göbek bağı var sanki, bir türlü kopamıyor.

Neyse sabah okula göndermedim doktora gittik.
Hiç sevmediğim bir şey yaptım mecburen. Haftaya hastanede başladım.

Son zamanlarda tuhaf bir inancım oluştu benim. Haftaya hastalıkla başlarsam, bütün bir hafta böyle devam edermiş gibi geliyor.
Oysa çok da itibar etmem böyle şeylere. Misal önümden kara kedi geçmesine bayılırım. O minik siyah güzellikleri aksine şirin bulurum.
Merdiven altından çok geçmişliğim vardır. Hiç de bir şey olmadı bu güne kadar.
Fakat özellikle babamdan sonra böyle oldum ben ...

Bizimki tipik okul hastalığı olmuş. Ne yapmamız gerektiğini öğrendik ve eve döndük.

Eve dönerken yolumuzun üzerinde yazımın başındaki bu  güzelliğe rastladık. Benim bu minik göleti  görünce bütün sıkıntım, kasvetim geçti gitti.
Antalya'yı sevme nedenlerimden biri de bu güzellikler işte. Polyanna'dan hallice bir hayat sürüyoruz böylece...

***
Hastanenin yakınındaki D&R' a uğradım. Hayır yani kitaptan da  eksik kalsam olur mu? Olmaaaz !!!!

Ne zamandır merak ettiğim bir kitap vardı. İlk gördüğüm zaman adı itici geldi; itiraf etmeliyim.
" E o zaman sadece o kız okusun bu kitabı"  dedim. Sonra bende bir merak bir merak. Aldım; okumaya başladım. Fikrimi yazarım bitince ...

Oğluma da iki tane film aldım izlemesi için. O benim gibi kitap kurdu değil. Sinema, tiyatro, film de onun vazgeçilmezi.





Vaziyetler ben de böyle bu aralar.
Haftamız mutlu; hastalıktan ve  hastaneden uzak geçsin.


20 Eylül 2014 Cumartesi

KISA KISA



İkiye bölünmüş durumdayım bu aralar.
Cidden ...

Bir yarım yazdan kalma, sıcağa alışmış, tembelliği neredeyse yaşam biçimi haline getirmeye başlamış ve fakat ameliyat sıkıntılarından kurtulmuş.

Diğer yarım oğlanın okulu - dersane - ev arasında günlük koşuşturmaya başlamış.

Bazen iç seslerimi  aralarında konuşurken duyar gibi oluyorum.
Tembel iç sesim çoğunlukla diğerine baskın çıkmaya çalışıyor ve itiraf edeyim  başarıyor da...

Bu arada eylül tüm güzelliği ile geldi Antalya'ya. Gündüzleri sıcak olsa da insanı yormayan bir hava var. Okullar açıldıktan sonra denize bile gittim. Deniz sevmeyen ben, bu yaz ameliyatım için eve kapandım ya, deniz özlemim  depreşti.

****

Kitap fuarı başladı dün itibarı ile. Konyaaltı Belediyesi düzenlemiş. E bi gidip görmek lazım. Çok da okuyacak kitabım var ama merak ettiğim kitaplar da var tabii.

****

Bu arada ev işi !!!!
 Bitmiyor kardeşim bu ev işi. Ne yıkanacak çamaşır, ne ipten alınıp ütülenecekler, ne yemek, ne temizlik yok yok. Ev sınırları içinde sabah 08 :00 akşam 23:00 ağır işçi gibi hissediyorum kendimi.

****

Eylül gelince yeni diziler de başladı fakat ben yazdan kalma olduğum için yazdan kalan dizilerimi Ulan İstanbul ve Güzel Köylü'yü tercih ediyorum. Çünkü her ikisi de ameliyat sonrası dönemimde yüzümü güldürmeyi başarmış dizilerdir. "Benim Adım Gültepe" de içinde İzmir olduğu için ilgimi çekiyor. Roman tadında bir dizi ben beğendim ama ağır ilerliyor gibi. Bekleyelim görelim...
****

Albümlerin arasında bu fotoğrafı buldum dün. Kardeşim bebek ve ben dört yaşımdayım. Annem ve babam ne kadar gençler.
Kırk iki yıl önce. Eski fotoğrafları görünce yazacak o kadar çok şey  geliyor ki aklıma onlar da bir sonraki yazımın konusu olsun.

****
Hep söylemiş ve yazmışımdır. Cumartesi günlerini çok seviyor, ardından gelen pazardan nefret ediyorum diye. Durum hiç değişmedi.
Kaçıyorum şimdi ben. En sevdiğim günün keyfini sürmeye.
İş güç dursun bir kenarda; bu gün günlerden cumartesi ...

Bakın gördünüz mü yine tembel yanım galip geldi :)



1 Eylül 2014 Pazartesi

YENİ BAŞLANGIÇLAR


Dün gece uyurken beni uykumdan boynumdan aşağı dolaşan bir şey uyandırdı.


Uyku sersemi; eyvah dedim böcek falan dolaşıyor üzerimde. 

Kalktım meğer akan ter damlalarıymış !! Pes dedim, bu kadar mı olur ? 


Uyurken saunaya girmiş gibi kalkan, terleyince ter damlalarını üzerinde dolaşan böcek sanan canlı varlık dilerim ve umarım tek ben değilimdir !!!!!

Böyle bir şehir işte Antalya. Temmuz ağustos, vıcık vıcık, rezalet. Hani hepimizin hayatında sinir olduğumuz gıcık tipler vardır ya. Bunlar ya iş yerimizdedir, ya aileden biridir, ya apartman komşumuzdur. Hareketleri, davranışları hiç hoşumuza gitmez ama atsak atamayız, satsak satamayız. Kaçsak kurtulamayız, gelir yapışırlar üzerimize ...

Antalya'da yaşanan Temmuz ve Ağustos aylarını  bu tip insanlara benzetiyorum. Katlanmak zor ama mecburuz onlarla olmaya. Bu yüzden ne yazık ki, temmuz ve ağustos aylarını sevemiyorum. Üstelik klima, vantilatör falan da bir işe yaramıyor bu iki yaramaza ...
Gidişlerinden hiç şikayetçi değilim.

Eylülü ise pek naif, pek kırılgan bulurum.

Yeni başlangıçların ayıdır bana göre eylül. Sıcaklar hafifler, okullar açılır, yazlıklarda insan sayısı azalır. Abilerinin dağıttığı evi derleyen, toplayan, düzenleyen evin küçük kızı gibidir benim gözümde eylül.

Bu yaz ameliyatım nedeniyle genelde evde geçti ve ben okuma rekorumu kırdım. 2014'ün temmuz ve ağustos aylarını pek iyi anılarla hatırlamayacak olsam da kitap okuma rekorum hoş bir anı olarak kalacak aklımda.

Ve şimdi eylül hüznüne yakışan bir romana başladım. Uzun zamandır okumak istediğim, fakat cesaret bulamadığım bir romandı. Şimdi zamanı geldi diye düşünüyorum. 


Sırça Fanus. Cesaret bulamadım çünkü Silvia Plath trajik ölümü ile aklımda kalan ama sevdiğim bir edebiyatçı. Bir insan neden kendini öldürmek ister ? Neden ölümü seçer ? Okuyalım bakalım bir de hayata onun gözünden bakalım.
Kırmızı Kedi Yayınları'nın özel baskısını çok beğendim. Sırça Fanus'u benim gibi henüz okumamış olanlara öneririm.

Gelişiyle güzellikler getirsin bize eylül .
Sıcakları ve bütün dertleri götürsün. Yeniden başlasın her şey ve bu yeni başlangıçlar hepimize iyi gelsin.


25 Ağustos 2014 Pazartesi

KÜFÜR KÜFÜR



Oğlum doğduğunda onu büyütürken bir karar vermiştim.

Çocuğum küfürsüz bir ortamda büyümeliydi, saygılı ve terbiyeli bir çocuk olarak yetişmeliydi. Bu nedenle özellikle evde çok dikkat ettim. On en kızdığım zamanlarda " çilek kafalı ", " domates kafalı " gibi eğlenceli kelimeler kullandım ve sandım ki bu çocuk hiç küfür öğrenmeyecek !!!!!

Derken kreşe ve ana okuluna gitmeye başladı. Bir gün eve geldiğinde, oyuncaklarından birine " eşşoğlu eşşek " dediğini duydum. Dünya başıma yıkıldı !!!!

Oğlum nereden öğrendin deyince; arkadaşım A. dan duydum dedi. Tabii koruyucu, kollayıcı anneyim ya hemen yetkili öğretmenlerle konuştum. Benim oğlum küfür öğrenmemeliydi zira !!!

Ne kadar yanılmışım . Biz istesek de istemesek de dışarıdaki hayat çok farklı ve bu hayatın içinde küfür, kavga, dövüş ne ararsan var. Ne yazık ki, evde çok iyi yetiştirsen bile çocuk dışarıdan illa ki bir şeyler öğreniyor.

Şimdi tablet bilgisayarlar var artık. Orada oynadığı bir oyun var. Bu oyunda bir kaç kişi bir araya gelip klan oluşturuyor. Bir savaş ve strateji oyunu. Oyunu incelediğimde pek kötü bulmadım, sesim çıkmadı ama kurdukları klanda hiç tanımadığı çocuklarla oynuyorlar ve bir sürü ağza alınmayacak küfürler ediyorlar. Bir de bu küfürleri kısaltıyorlar.

Çocuk bana ikide bir anne AMK, ne demek ? O.Ç. ne demek diye sormaya başladı. Ben şimdi bunların açılımını nasıl anlatayım henüz 10 - 11 yaşındaki bir çocuğa ? Şimdilik sadece ayıp diyorum, hoş değil diyorum. Sen bu kelimeleri kullanma oğlum diyorum. Başka bir şey elimden gelmiyor. Daha doğrusu nasıl  bir açıklama yapmalıyım onu da bilmiyorum.

Bazen düşünüyorum da; dışarıda öyle acımasız bir hayat var ki; acaba kurtlar sofrasına kuzu mu yetiştiriyorum? İnanın cevabını ben de bilmiyorum !!!!

11 Ağustos 2014 Pazartesi

KORKULARIM



Hayata dair korkularım var benim.
Neler mi?

- Evsiz kalmak,
- Bulunduğu ülkeyi terk etmek zorunda kalmak,
- Başkalarına muhtaç olmak,
- Sevdiklerini birer birer kaybetmek,
- Sevdiklerini zamansız kaybetmek,
- Dostlarımı kaybetmek.

Şükretmeyi her zaman bildim ben.
Nelere mi ?

- Başımı sokabildiğim bir evim olduğu için,
- Ana dilini konuştuğum ülkemde yaşadığım için,
- Hayatımı kimseye muhtaç olmadan yürütebildiğim için,
- Sağlıklı olduğum için,
- Dostlarımla birbirimizin değerini bildiğimiz için.
- Sevdiklerim yanımda olduğu için.
- Okuyacak bir sürü kitabım, bunları alabilme gücüm, sağlam sayılabilecek gözlerim olduğu için.

Hayat böyle birşey işte; sahip olduklarımız ile, kaybetmek istemediklerimiz arasında gidip geldiğimiz  ince bir çizgi.

Haftamız güzel geçsin. Her şeye rağmen, aydınlık günler görelim ...