8 Mayıs 2014 Perşembe

MUTLU GÜVERCİNLER ÖKSÜZ CİVCİVLER


Önce eşi ile birlikte ciddi bir fizibilite çalışması yaptı. Evin, balkonların, pencerelerin etrafında epeyce dolandı.

Balkondaki boş saksılardan birinin içini beğendi olmadı nedense; vazgeçti, yatak odasının pencere pervazında karar kıldı. Pervaza bir kaç çerçöp koydu.
Artık yeni evi hazırdı. İki yumurtasının üzerine oturdu. Günlerce yumurta üzerinden kalkmadı. Arada sırada eşi olacak er kişi onun yerine yumurtaların üzerine oturdu -bu da insan neslinin erkek cinsi sorumsuz babalarına kapak olsun !!!! -

En sonunda yumurtalardan iki minik yavru çıktı.
İş yavruları yumurtadan çıkartmakla bitti mi? Bitmedi tabii.
Bir kaç gün yavrularını ısıttı. Ağzıyla onları besledi. Bu aşamada eşi de hep yanındaydı.

 Fotoğraflarını çekmek istedikçe bana kızdı. Pencere camını "defol git" dercesine gagaladı.
Yavruyu koruma duygusunu iyi bildiğim için  fazla üzerine gitmedim.
Yavrular şimdi büyüdü. Her sabah anneleri kahvaltıların yaptırmaya devam ediyor, baba hiç yalnız bırakmıyor. Pervazdaki güvercinler mutlu; akşama sabaha uçmayı öğrenecekler ...

*****

Bahar gelince bizim evde alışkanlık oldu. Mutlaka bir kaç tane civciv alınıp beslenir. Neyse ki eşim bu işlerden iyi anlıyor da sıkıntı yaşamıyoruz. Evde hayvan seven bir çocuk olunca, anne baba olarak onun bu sevgisini destekliyoruz.

Bu bahar da öyle oldu. Önce üç tane civciv alındı pazardan ... ve fakat bu yavruların anneleri yok, çok minikler, sıcağa ihtiyaçları var, üç gün içinde iki tanesi öldü. Ben penceredeki güvercinlerin anne sıcaklığını duyarak büyümelerine tanık olurken bu civcivler için çok üzüldüm.  Bunları  üç kuruş para kazanmak için satanlara demediğimi bırakmadım.

 Eşim civcivlerin kuluçka makinesi civcivi olduklarını söyledi, dolayısıyla anneleri bir makine ama olsun. Yine de dünyaya gelen her canlı anneye ihtiyaç duyar diye bütün annelik duygularımla civcivlerin ölüp gitmesine tepki gösterdim.
Eşim onlara sıcak ortam vermek için civcivleri önce bir koliye koydu, sonra minik bir ampulle ısıtma düzeneği kurdu. yavrular o ampulün altında yaşıyorlar şimdi, ben de halen söyleniyorum. Ampul anne sıcaklığını veremez diye ...

****
Sahi anneler günü geliyor değil mi?
Doğadaki hiç bir canlı anne hakkını ödeyemez, onu bilir onu söylerim ve annelik sadece çocuğu dünyaya getirmek değildir de ...
Zaten biliyordum da mutlu güvercinler, öksüz civcivlerle tecrübe etmiş oldum  !!!!



29 Nisan 2014 Salı

KANARYA İZLERİ



Dersteyim. Öğrencilerim geçen hafta sınava girmişler; haliyle yorgunlar. Ne onların ders dinlemek geliyor içinden ne de benim ders anlatmak.

Hava sıcak. Bahar bitmeden, çok acelesi varmış gibi şehre yaz gelmiş.   
Yazın acele ettiğinin farkında olmadığımız için, üzerimizde kışlıktan hallice kıyafetler var. Bu biraz bunaltıyor hepimizi.
Lakin havanın bu durumu ciddi ciddi kışkırtıyor bizi. Ders hariç her şeyi yapmaya müsaitiz.
Açık havada bir yerlere gitmek, doğada uzun yürüyüşler yapmak, sokaklarda koşmak, tembelliğin dibine vurmak ilk aklıma gelenler....

Fakat hayat devam ediyor; görev başında böyle ders kırmak gibi düşünceler hoş değil; öğrencileri ciddiyete davet etmek lazım;  onlarla birlik olup kaytarmaya  teşvik etmek olmaz !!!!!
Bu düşüncelerle derse başlıyorum. Öğrenciler de ben de çok isteksiziz. Kimse kimseye belli etmiyor ama öyleyiz. 

Tam bu arada; sesime sokaktan bir kanarya sesi eşlik etmeye başlıyor. 
Nasıl güzel bir ses. Ben konuştukça o da cıvıl cıvıl ötüyor. 
Öğrencileri uyarıyorum; onlar da kanaryanın neşeli ahenkli sesinin farkında. Hep beraber dersi bırakıp kanarya sesi dinlemeye başlıyoruz. 

****
O kısacık sürede gözümün önüne bir ev kapısı geliyor. 

Çocukluğumun geçtiği, anneannem ve dedemin evi. 
Kapıdan içeri girerken bir sürü kuş kafesinin, kafeslerin içinde kanaryaların, saka kuşlarının olduğu; kuş seslerinin  kapıdan girer girmez birbirine karıştığı ev. 
Benim çocukluk sarayım. 

Kapının önünde dedem kuşların kafeslerini temizliyor. 
Merdivenin yanındaki hanımellerinin kokusu genzimi yakıyor.
Bahçede güller ve ortancalar birbirine karışmış. 

Dedem kendini doğaya vakfetmiş ama bunun farkında değilim henüz. Çocuğum tabii yedi ya da sekiz yaşımdayım hoplayıp zıplamak istiyorum bolca.
Şimdikilerin dediği gibi "enerji atmam" lazım. "Hadi bana yardım et" diyor dedem, yardım et de çabuk bitsin bu kafes temizleme işi ". 
"Olmaz dedeeee" diyorum, arkadaşlarımın yanına gidiyorum. 
Kanarya sesleri ile dedemi baş başa bırakıyorum. Bana kızmıştır mutlaka arkamdan söylenmiştir, duymuyorum bile ... 

****
Şimdi sınıftayım, kanarya halen o güzel sesiyle ötmeye devam ediyor.
Çocukluk sarayımın izleri belleğimin albümlerine geri dönüyor.
" Hadi tenefüsse çıkalım !! " diyorum öğrencilerime; ders mi anlatılır  bu işitsel şölenden sonra ?

Hava sıcak, bahar bitmeden yaz gelmiş farkında değilim.
Kalbimde çocukluğumdan  kanarya izleri kalmış onun da farkında değilim !!!



20 Nisan 2014 Pazar

FALAN FİLAN



Evde yaptığımız minik bir tadilattan ötürü yazamadım.

Halen tadilat bitmiş değil, biteceği de yok. Bu minik olanı, büyük olanını düşünmek bile istemiyorum.

Bu tadilat neticesinde kendimle ilgili gözlemlerim şunlar oldu : 

1- Ben iflah olmaz bir eski eşya hastasıyım. Eskileri elimden kolay çıkaramıyorum. Oğlanın bebekliği ile ilgili öyle çok şey saklamışım ki, bir ara neredeyse bir yerlerden poşet içinde ilk kaka yaptığı bez falan çıkacak sandım ama çıkmadı !!!


2- Evde tadilat hiç bana göre değil. Genç kızlığını dağınıklık abidesi olarak geçiren ben; evde düzenin kaçmasına, evin dağılmasına tahammül edemez olmuşum da haberim yok !!! Her şey yerli yerinde olmalı o kadar !!!!

3- Bu tadilatların en güzel tarafı eski eşyaları bulmak. 

Üşenmeden İstanbul'dan Antalya'ya hatıra defterlerimi, lise ve üniversite defterlerimi, kitaplarımı getirmişim. 

Çocukluğumun yegane kitap serisi olan Milliyet Çocuk Serisi'ni getirmişim. Ne hoş bir seriydi. Okuma alışkanlığını kazanma nedenim olan kitaplardı onlar, kıyamamışım İstanbul'da bırakmaya ...
4- Orta okulda bir İngiliz Kalem arkadaşım vardı. "Pen Friend" derdik o zamanlar. Kızın bana yazdığı kartları, gönderdiği hediyeleri buldum. Bir de bunları saklamışım. Bu  penfriendle bir anım da vardır. Kızla böyle mutlu mutlu mektuplaşıyorduk sonra bir ara kurban bayramı girdi araya. Ben de ona dilim döndüğünce Kurban bayramını anlattım mektubumun birinde. O zamandan sonra bu benim "pen firend"den bir daha mektup gelmedi. Kim bilir bayramı nasıl anlattım, ya da o nasıl anladı yazdıklarımı?

4- Eski mektuplarımı buldum. Ne güzel o zamanlar mektup yazardık birbirimize. Şimdi her şey bir tık kadar kolay. Bunların içinde benim için en özel olan anneannemin mektubu oldu. Ne güzel yazardık anneannemle birbirimize.
Söz uçar yazı kalır dedikleri bu olmalı.


Bu günlerde böyleyim. Ev tadilatı, eski eşyalar, anılara yolculuk, eski fotoğraflar falan filan ...

13 Nisan 2014 Pazar

ORTAYA KARIŞIK


Ben bloguma ne zaman daha sık ve güzel şeyler yazmaya karar versem hep üzücü olaylar yaşar oldum !!!!
Sayfama bir türlü gitmek bilmiyor bu nedenle elim, ya da sayfayı açsam da yazmak gelmiyor içimden.

Dileğim çocuklarımız üzerinde dolaşıp duran kara bulutların bir an önce dağılması. 

Mert, Ecesu Pamir fark etmez ölüm genç bedenlere hiç yakışmıyor.

Geçen gün arkadaşlarımdan biri Mert'in annesinin yerinde olmak istemezdim dedi. Ben de diyorum ki, ben Mert'i öldüren çocuğun annesinin de yerinde olmak istemezdim. Her yönden kötü. Tertemiz duygularla büyüttüğümüz çocuklarımızı hiç bir şeyin kirletmeye hakkı yok.  

Evladına çok zor şartlarda kavuşmuş bir anne olarak acım büyük ...

****

Güzel şeyler de oluyor bu arada. 
Babamın hastalık dönemine geldiği için, katılma koşullarını kaçırdığım İmza Ben 'in kitabı çıktı. Bu günlerde böyle bir kitap okumaya ihtiyacım var. Sanırım yorgun ruhuma iyi gelecek bir kitap olmuş İmza Ben. Tüm emeği geçen arkadaşları tebrik ederim. İmza Ben'de yazamamış olmak içimde ukde olarak kalacak gibi...

****

Bu hafta sınav haftası. Hem AÖF sınavları hem de oğlumun ikinci sınavları başlıyor. Benim derdim başka.
Bel fıtığı ağrılarım nüksetti. Beni yerimden kımıldatamıyor. Eh bu saatten sonra bulaşıcı çocuk hastalığına yakalanmayacağıma göre bir çaresine bakacağım artık ...

****

Rüzgarın Gölgesi'ni okuyorum bu günlerde. Çok değişik ve güzel bir kitap. İki yıldır kitaplığımda bekliyordu zaman şimdiki zamanmış meğer. Kitap hakkındaki düşüncelerimi kitapsesleri blogumda paylaştım. Burada uzun uzun yazmayayım.


****

Yeni başlayan hafta hepimiz için güzel geçsin ....



22 Mart 2014 Cumartesi

CUMARTESİ GÜZELLİKLLERİ


Güzel şeyler oluyor dedim ya bir önceki yazımda, her şeye rağmen umudum bitmiyor benim .

Kuş cıvıltısı hiç bitmez. Bu yazıyı yazarken evimizin kadim üyesi sevgili muhabbet kuşumuz Selami arkamda cıvıldıyor mesela.

Ya en üstteki kumrular, her öğleden sonra penceremin önüne geliyorlar, dünya umurlarında değil vallahi. Onlardan öğrenecek ne çok şeyimiz var aslında.



Baharın habercisi mimozalar içimi huzurla dolduruyor, ben bahar kadınıyırm diyorum başka bir şey demiyorum.

Ya laleler en sevdiğim çiçekler, şehrin her yerinde rengarenk bu aralar.



Ve kitabım, ve kahvem ...
Kahve öykülerindeki kahramanlar, apartman komşularım gibi bu aralar :)

Bir cumartesi sabahımı şenlendiren küçük mutluluklar bunlar.

Hafta sonumuz güzel geçsin ...

15 Mart 2014 Cumartesi

HAYAT İZLERİM




Blogumun adı gibiyim bu aralar.

Hayat  İzlerim ...

Farklı bir anlamda ama; hayat geçip gidiyor ve ben, ayakta, üzgün, sus pus hayatı izliyorum.

Berkin ölüyor, Burak ölüyor bir gazeteci ülkemin başındaki kişiye şunu soruyor " Berkin'in ölümü piyasaları etkiledi mi " ?

Ben hayretle izliyorum ölümün para ile ilişkilendirilmesini ...

Cevap hemen geliyor kısa ve net  ; " Hayır etkilemedi . "

Ben şaşkınlıkla izliyorum; hani devlet adamı ya soru sorulan; hani bir de ufaktan etrafındakileri azarlar falan. Farklı bir tepki bekliyorum; " Burada bir vakitsiz ölüm var; evlat acısı yaşayan bir aile var; sen bu soruyu bana nasıl sorarsın falan gibi ... Yok !! Cevap kesin " Hayır etkilemedi " ....

Ve ben izliyorum ....

********

Bizim ev -yazılarımda  hep anlatmışımdır- cadde üzerinde.Kalabalık, insan dolu ve aslında gürültülü ...
Delileri de çok bizim caddenin !!!

Bir polaroid fotoğraf makinesi ile gezen amca var mesela, kendini yetmişli yıllarda sanan.

Bir başkası var çok zararsız kaldırımda oynuyor, sanki bir yerde oyun havası çalıyor da eşlik ediyormuş gibi.

Bir diğeri kadın, en zavallısı da o. Geçmişinde ne yaşadığını bilmiyorum, yakından bakınca bütün vücudu jilet ve bıçak iziyle dolu. Elinde sigarası avaz avaz bağırarak geçiyor caddeden.

Ve ben onları da izliyorum; itiraf edeyim bazen sokakta göbek atan o genç çocuğa özeniyorum .

Uçurumun kenarında yaşamanın tuhaf hislerini taşımaktansa sokakta göbek atacak kadar aklını yitirmesi insanın ... Ne bileyim işte ...

****

Bu aralar böyle oldum ben ölümler, genç ölümler, deliler, nereye gittiği, ne olacağı  belli olmayan bir coğrafyda yaşamak...

İyi şeyler olmuyor mu oluyor elbet. Zaten onlar olmasa iyice anlamsız olur hayat ... Onlar da bir sonraki yazımın konusu olsun.

*****

Böyleyim işte bu günlerde . Hayat geçip gidiyor ve ben izliyorum ...
İz bırakacağım anlar olsun istiyorum ...

Blog Not: Cumartesi için çok karamsar bir yazı oldu farkındayım. Biraz karamsarlık dağılsın diye erken baharı yaşayan güzel şehrimden bir fotoğraf koydum yazı başlığına  :)



3 Mart 2014 Pazartesi

SUCUKLU YUMURTA !!!


Yok bu sefer öğrenci değilim fakat çiçeğimi burnuma takmışım,  yeni gelinim .

Yeni gelinim ya; mutfağımda her türlü donanım, mutfak gereçleri var artık .
Dilediğim gibi yemek, pasta, kek, börek vs. yapabilirim.
Çok da hevesliyim. Acemilik dönemimden çıkmışım, çıraktan halliceyim; azimliyim usta olucam mutfak konusunda !!!!

Pazar sabahları kahvaltı hazırlamayı çok seviyorum. Hatta baş işim diyebilirim.
Eşim de o zamanlar Çocuklar Duymasın'daki Haluk gibi kahvaltıda illa  sucuklu yumurta yemek istiyor.

Yine böyle bir pazar sabahı kalkıp özene bezene kahvaltı hazırlıyorum, sıra sucuk pişirmeye geliyor.
Birilerinden duymuşum; sucuğu kendi yağı ile pişirmek gerekirmiş. Bunun için tavada sucuk pişerken bir miktar su konmalıymış. Su buharlaşınca sucuk kendi yağını bırakırmış ve daha lezzetli olurmuş pişen sucuklar.

Duydum ya hemen denemem lazım. Sucukları tavaya koyup biraz su ile kızartmaya başlıyorum.
Fakat bir kaç dakika sonra tavadaki su gözüme az geliyor ve ben sucukların içine, kızgın tavaya biraz daha su ekliyorum !!!!!

O da ne ?????

Tava alev alıyor, ağzından alevler çıkaran bir ejderhaya dönüşüyor. Cosssss diye de bir ses çıkıyor. Panik halde, tavayı sapından alıp lavaboya musluğun altına atıyorum. Fakat nasıl bir alevse tavanın sapı, haliyle ellerim yanıyor. O arada alevlerden biri, tezgahın üzerinde duran mutfak havlusuna sıçrıyor. Derken onu fark ediyorum. Gözüme su dolu sürahi ilişiyor. Hemen üzerine sürahideki suyu boşaltıyorum.

Yangın, sel gibi şeylerden çok korkarım. İnsan ne olduğunu anlamadan ilerlerler çünkü.
O gün biraz daha korkak ve yavaş hareket etseydim, ciddi bir yangın çıkabilirdi evde.
Şimdi anıya da dönüşşse yaşadıklarım, mutfakta çok dikkatli olmak gerek.

Sonra ne mi yaptık? Eşim gürültüye uyandı. Beni sakinleştirdi. Tabii yeni evliyiz ya ondan sakinleştirdi. Şimdi olsa " Özlem sen de dikkat et biraz, amma sakarsın" falan derdi eminim  ... evlilikler eskiyince böyle oluyor ya o bakımdan ...
Tavayı çöpe attık.

Uzunca bir süre sucuklu yumurta yemedim yiyemedim ...
Cidden !!!!