
Umulmadık bir zamanda ve umulmadık bir yerde, unuttuğumu sandığım o koku burnuma gelmeseydi, ne geçmişle yeniden köprü kuracak, ne de bu yazıyı yazmış olacaktım.
Kokuların bizi alıp eskiye, anılarımıza götürdüğü gerçeğini kim inkar edebilir?
Bahar çiçeklerinin genzimizi yakan kokusu çocukluğumuza, bir parfümün keskin kokusu çoktan unutulmuş bir aşka, çamaşır suyu ve sabun kokusu komşu teyzelerin tek katlı, kolalı perdeli eski ama güzel evlerine mutlaka alıp götürmüştür bizi.
Yıllar önceydi.
İstanbul’da Moda İlk okulu’nda öğrenciydim.
İlk okul dördüncü sınıftaydım, çift öğretim görüyorduk ve öğlenciydim.
Akşam saat altıda derslerimiz bittiğinden karanlıkta eve yalnız dönmeyeyim diye beni okuldan babam almaya gelirdi.
Bunun iki nedeni vardı. O zamanlar okullarda servis kavramı gelişmemişti ayrıca evimiz okula çok yakın olduğundan, servise de gerek yoktu.
Okulun iki sokak ötesinde, küçücük bir dükkan ve bu dükkanı işleten gözlüklü şirin bir kadın vardı.
İstanbul ve hatta Türkiye, henüz fastfood denilen o hızlı yiyecek furyası ile tanışmamışken, bu gözlüklü şirin kadın, o küçücük dükkanında hamburger, çizburger, külahta patates ( pomfirit derdik ) ve hatta waffel satardı.
Ve o küçücük dükkan Moda’daki civar okulların öğrencileri ile dolar taşardı.
Dükkanı gibi kendi de ufak tefek olan kadın, altmışlı yılların sonunda Almanya’ya işçi olarak gitmiş ancak vatan özlemine sadece on yıl dayanabilmiş ve kesin dönüş yapmıştı.
Almanya’da yaşadığı yıllarda, fast food üzerine çalışmış ve ülkesine döner dönmez de bu dükkanı açmıştı.
Okuldan babamla birlikte eve dönüşümüzde her gün olmasa da gün aşırı bu dükkandan waffel veya külahta patates alırdık.
İlginçtir ki dükkan asla yağ kokmazdı. Beyaz temiz örtüleri her daim pırıl pırıldı.
Birkaç gün önce, çok alakasız koşullarda burnuma gelen waffel kokusu beni alıp otuz yıl öncesinin Moda semtine ve çocukluğuma işte böyle götürdü.
Mezun olurken ağladığım Moda İlk Okulu, babamla akşam karanlığında eve dönüşlerimiz ve mutlaka waffel ya da patates kızartması yemelerim, babamın hiç bıkmadan eve dönerken benimle yaptığı günlük sohbetler gözümün önünde canlandı.
Bunları yeniden hatırlarken dersteydim.
Yine akşam saatleriydi, yani otuz yıl önceki okuldan eve dönüş saatleri.
Dersin adı Finansal Yönetim, konu Finansal Analiz’di.
Dudaklarımdan dökülen kelimeler öğrencilerime, Finansal Analiz’in ne menem bir şey olduğunu anlatırken, kalemim tahtaya finansal analiz formüllerini yazarken, aklımda ve kalbimde çocukluğumun Moda’sı vardı.
Eve geldiğimde bunu mutlaka yazmalayım diye düşündüm.
Yazıyı bitirince kendi kendime sordum; Kokularla insan beyninin alıp veremediği neydi?
Yoksa, hafızanın duygulara oynadığı bir oyun vardı da kokular hafıza ile iş birliği mi yapıyorlardı?