Bu tuhaf bir duygu.
Zamanın hızlı geçmesinden söz ediyorum.
Hem de öyle tuhaf ki ; misal sanki 2014 yılını hiç yaşamadan 2015' e geçmiş gibi hissediyorum son günlerde kendimi.
Oysa 2014 benim için unutulmayacak kötü anılarla dolu bir yıl oldu. Babamı kaybettim, ameliyat oldum, genç sayılabilecek yaşta bir arkadaşımı kaybettim falan filan.
Buna rağmen 2014 yılına dair çoğu şeyi hatırlamıyorum. Beynimin bir köşesinde gizli bir geri dönüşüm kutusu varmış da o yıla dair her şeyi bu kutuya atmış ve sonra içindekileri tamamen boşaltmış gibi hissediyorum.
Bu yıl, gelişinden çok umutlandığm 2015 sadece benim için değil, hepimiz için kötü bir yıl oldu.
2015' e ait anılarımın beynimdeki yerini şimdiden çok merak ediyorum.
Kimbilir belki de unutmak en güzelidir; belki de aslolan budur.
Böyle durumlarda çok sevdiğim ve öğrencilerimle de paylaştığım o Osmanlıca ata sözü geliyor aklıma :
**" Hafıza - i beşer nisyan ile maluldür. "
** İnsan hafızası unutma özürlüdür !!!
Posted via Blogaway
29 Eylül 2015 Salı
BEYNİMİN KIVRIMLARI ...
23 Eylül 2015 Çarşamba
TEK DİLEĞİM ...
Huzur ve barış dolu,
kavga ve savaşların olmadığı ,
insanların birbirine dostluk, kardeşlik gibi güzel duygularla
bağlandığı günlerimiz; çocukluğumdaki gibi mutlu bayramlarımız olsun ...
Bu günlerde tek dileğim budur ...
Çok şey istemiyorum değil mi?
15 Eylül 2015 Salı
HERKES GİTSE KİM KALIR ?
Çocuktum mahallemizde bir sürü arkadaşım vardı. Yorgo, Meri, Sofia, Silva, Tanya, Zeynep, Seher, Nil ...
Madam teyze; -adı çok uzundu telaffuz edemezdik Madam Teyze derdik- bize Paskalya Çöreği yapardı renkli yumurtalar çok hoşuma giderdi.
Nina, Raşel ve Rosa teyzeler üst kat komşularımızdı.
Yahudilerin oruç tutma zamanında bize hamursuz denen bir yiyecek yaparlardı çok severdim.
Üniversitede okuyan bir kızı vardı Nina teyzenin. Matematik ödevlerime yardım ederdi. Sonra evlenip İsrail ' e gitti. Herkesten çok ben üzüldüm.
Sonra üniversite yıllarım başladı. Üniversite hayatı çok farklıdır . Türkiye ' nin her yerinden arkadaşlarım oldu. Erzincan, Elazığ, Ordu, Trabzon, Samsun, İzmir, Aydın, Denizli ...
Hepsi - memleket - lerine tutkuyla bağlıydı. En iyi okul arkadaşım aleviydi. Muhteşem bir ailesi vardı. Onları kendi ailem kadar sevmiştim ki halen görüşürüz.
Diyeceğim o ki; biz Anadolu ' yuz. Hamurumuzu Pir Sultan Abdal, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Mevlana yoğurmuş.
İşgal altındaki topraklardan düşmanı kovmuşuz. Bizi kimse bölemez.
Günlerdir bu topraklardan gitmekten bahsediyor insanlar.
Bu coğrafya öyle bir coğrafya ki kimse hiç bir yere gitmez, gidemez. Bu kadar kalabalık bir coğrafyayı kimse kolay kolay bölemez.
Sahi herkes gitse geriye kim kalır ?
Madam teyze -adı çok uzundu telaffuz edemezdik Madam Teyze derdik- bize Paskalya Çöreği yapardı renkli yumurtalar çok hoşuma giderdi.
Nina, Raşel ve Rosa teyzeler üst kat komşularımızdı. Yahudilerin oruç tutma zamanında bize hamursuz denen bir yiyecek yaparlardı çok severdim. Üniversitede okuyan bir kızı vardı Nina teyzenin. Matematik ödevlerime yardım ederdi. Sonra evlenip İsrail ' e gitti. Herkesten çok ben üzüldüm.
Sonra üniversite yıllarım başladı. Üniversite hayatı çok farklıdır . Türkiye ' nin her yerinden arkadaşlarım oldu. Erzincan, Elazığ, Trabzon, Samsun, İzmir, Aydın, Denizli ...
Hepsi - memleket - lerine tutkuyla bağlıydı. En iyi okul arkadaşım aleviydi. Muhteşem bir ailesi vardı. Onları kendi ailem kadar sevmiştim ki halen görüşürüz.
Diyeceğim o ki; biz Anadolu ' yuz. Hamurumuzu Pir Sultan Abdal, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Mevlana yoğurmuş.
İşgal altındaki topraklardan düşmanı kovmuşuz. Bizi kimse bölemez.
Günlerdir bu topraklardan gitmekten bahsediyor insanlar.
Bu coğrafya öyle bir coğrafya ki kimse hiç bir yere gitmez, gidemez. Bu kadar kalabalık bir coğrafyayı kimse kolay kolay bölemez.
Sahi herkes gitse geriye kim kalır ?
25 Ağustos 2015 Salı
B.K TAN DÜNYA
Dün günümüzün yarısını hastanede geçirdik. Annemi düştükten sonra ciddi bir kontrole soktuk. Sonuç; yaşa, tansiyon ve şekere bağlı böbrek fonksiyonlarında bozukluk çıktı.
Tedavisi var şükür ki .
Son günlerde şehit haberlerinden hepimiz kadar annem de etkilendi.
Hatta bir ara "boş verin beni, Doğuda bir kör kurşunla gencecik çocuklar ölüyor, ben yaşasam ne olur ki ? " falan demeye başladı.
Yaşlılara belli bir süre sonra doktora gitmek zulüm geliyor. Kan ver, sonuç bekle güçleri kalmıyor. Biraz da aksileşiyorlar. Hele annem bu günlerde tam
" Huysuz ve tatlı kadın " formunda.
Biz kardeşimle annemin tahlilleri elimizde koştururken asansöre tekerlekli sandalyede iki hemşire eşliğinde genç bir kız bindi.
Kızın abartmıyorum menekşe rengi gözleri ve mükemmel bir profili vardı. Ben çok az insanda öyle güzel göz ve burun gördüm.
Saçları kazınmıştı.
Ciddi bir beyin ameliyatı geçirdiği, hatta üzerine bir de kemoterapi gördüğü aşikardı.
Kısa çok ama çok kısa bir an göz göze geldik. Asansörde onlara yol verdiğim için teşekkür eder gibi hafifçe tebessüm etti . İkimizin bakışlarında o kısa anda çaresizlik vardı.
Kız asansörden indi. Bu sefer
de kardeşimle göz göze geldik.
Asansörde sadece kardeşimle ben kalmıştım. Elimizde de annemin tüpleri !!!
Doğuda kör kurşunların aldığı genç bedenleri ve az önceki kızı düşünerek gayet de yüksek sesle " bu ne b.k tan bir dünya"
dedim.
Elimizde annemin tüpleri, iki kardeş gözlerimiz dolu doktoru beklemeye başladık ...
Posted via Blogaway
21 Ağustos 2015 Cuma
DİYECEĞİM ODUR Kİ;
Bu gün güne güzel başlamak istedim.
Yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen, umudumu yitirmek istemiyorum.
Hayat güzel ve aslında anlık yaşıyoruz her şeyi.
Fotoğrafta gördüğünüz Ördekler geçen sabah çıktılar yoluma. O uyduruk suni derenin içinde nasıl da mutlulardı.
Dünyaya ördek olarak mı gelseydik acaba ?
Cup Cup suda yüz dur ne hoş.
Dün Sevgi Soysal ' ın okumadığım YÜRÜMEK adlı romanına başladım.
Ne çok geç kalmışım okumak için.
Şahane bir kalem. 70 li yılların Ankarasını ne hoş anlatmış ve bu kalem 40 yaşında susmuş.
Bu kadar da acımasız bu hayat işte.
Diyeceğim odur ki; aldigimiz her nefes yanımıza kâr kalmalı.
Hayat her şeye rağmen güzel ...
Posted via Blogaway
13 Ağustos 2015 Perşembe
SIRADAN VE SEVİMSİZ ...
Sıradan, nemli, sıcak ve sevimsiz bir gün oldu bu gün.
Oysa sabah mutlu uyanmış evimizin doğuya bakan balkonundan gün doğumunu izlemiş, fotoğraf çekmiş ve güzel dileklerde bulunmuştum.
İçimdeki küçük Polyanna beni yalnız bırakmamış ve güne erkenden mutlu başlamıştım.
İlerleyen saatlerde evdeki yemek, rutin temizlik işlerimi de halledip domestic ev kadını maskemi çıkarıp kitap okuyan kadın maskemi takmistim. Cep telefonuma indirdiğim hınzır programlarla kendi kendimle dalga bile geçmiştim !!!
Derken gündüz hiç açmadığım televizyonu açıp halen ve inatla koalisyon kurulamadığını öğrendim. Sinirlendim ... Boşu boşuna öldüklerini düşündüğüm şehitler geldi aklıma ... Bir de tesadüfen tanıştığım Suriyeli bir aile . Bu ailenin hikayesi ayrı bir yazı konusu olsun.
Ev içinde bunlarla uğraşırken birden annemin sesini duydum. Annem karşı dairede oturur. Karşı komdumdur yani. Evin anahtarını kaptığım gibi annemin evine girdim. Annemi yere düşmüş buldum !!!!
Öğlen şekerlemesi için uzandığı yatağından kalkarken dengesini kaybetmiş. Düştüğü yerden kalkamamış. Feryat figan bana seslenmiş ve ben onun sesini tesadüfen duydum. Duymaya da bilirdim ve daha kötü şeyler olabilirdi. Yaşlılarda en korktuğum şeydir bu düşmeler.
Bütün öğleden sonramı annemle geçirdim. Şimdi biraz iyi neyse ki.
Hayat böyle bir şey işte. Her şey güneşin doğuşu ve batışı arasında yaşanıyor aslında ...
9 Ağustos 2015 Pazar
DEDEMİN ÖNGÖRÜSÜ ...
On yaşlarımda olmalıyım.
Kuzenlerimle 2000'li yıllardan konuşuyorduk. Herkes, 2000 yılına gireceğimiz zamanki yaşını hesaplıyor; o yıllarda ne yapacaklarını konuşuyordu.
Dedem de bizi oturduğu yerden izliyordu. "Dedecim 2000 yılında sen de 90 yaşında olacaksın." dedim ona.
Sağlık sorunları nedeniyle hep ölüme çok yakın bir adam oldu dedem.
Ölüm korkusuyla yaşadı.
Bana ve Kuzenlerimle dedi ki : " 2000 li yıllar bizim ölüm yıllarımız olacak. Bu büyük adamlar, sanatçılar hep 2000 li yıllarda ölecek. Siz de üzüleceksiniz. "
Bana bakmayın ben 2000 yılını görecek kadar uzun yaşamam. "
Tahminleri kısmen de olsa doğru çıktı dedemin. 2000 li yıllarda; hele şu 2010' dan sonra kimler kimler gitti ...
Kısmen dedim ya; dedem tahmin ettiğinden çok daha uzun yaşadı 2000' e beş yıl kala gitti bu dünyadan.
Bu gün de Fikret Otyam' ı duydum. Yıllardır hep hastaydı zaten. Yıllar önce tesadüfen tanıma fırsatı bulmuştum. Aynı şehirde yaşadığımız için yolda karşılaşır selamlaşırdık. Beni çoktan unuttuğunu bilirdim. Selamı nezaketindendi.
Bir çınar daha devrildi.
Yer yüzünden bir yıldız gökyüzünde yerini aldı.
Haklıymış dedem ...
Eksiliyoruz birer birer ...


