Oğlum olmasa fark etmeyecektim ikisini de ve çabalarını da elbette.
Evimizin balkonunda boş bir saksı seçerek koyuldular işe.
Özellikle dişi olan her gün bitip tükenmeyen bir azimle, yanında kendi cinsinin erkeği ile birlikte, özenle çalı çırpı taşıdılar boş saksının içine. Kısa sürede boş bir saksıyı yuvaya dönüştürmeyi de başardılar.
Bir çift kumruydular onlar.
Oğlumun deyimiyle “anne kumruyla, baba kumru”.
Mutlulardı, çünkü çok yakında çoğalacaklardı.
Çoğalabilmenin coşkusuydu belki de onlara doğa karşısında mücadele gücü veren.
Birkaç gün sonra o boş saksının içinde iki minik yumurta gördüm.
Kuluçkaya yatacaktı bizim dişi kumru, kendine yuva yaptığı, evimizin balkonundaki boş saksı, bu durum için onun sarayıydı belki de.
İnat mıdır, doğası gereği midir bilinmez, 2 ya da 3 hafta kalkmadı kuluçkadan.
Önceleri erkek yiyecek taşıdı ona, gözlerimle şahit oldum da, “aşk böyle bir şey herhalde” dedim. Sevindim üstelik. Kuş da olsa birlikte bir hayat paylaşıyorlardı işte.
Oysa, dişi kumrunun sonrasında yaşadıkları, her kadının başına gelebilecek şeylerdi, terk etti bizim erkek kumru eşini, görünmedi bir daha.
Bu erkek milleti her cinste aynı oluyor galiba.
Anneyi yavrularıyla bıraktı gitti vefasız.
Sanki gagasıyla eşine yiyecek taşıyan O değildi. Diyorum ya gözümle görmesem inanmazdım.
Bir de bunun şarkısı vardı değil mi, eski yıllarda çok popüler olan : “ Baharı bekleyen kumrular gibi.. . .”
Üstelik kumrular eşlerine bağlılıklarıyla bilinen bir kuş cinsidir. Hem de eşleri ölünce başka kuşlarla bile eşleşemeyecek kadar bağlıdırlar eşine.
Eee ne olmuştu peki?
Ne diyeyim, birlikte bir yaşamı paylaşmak, çoluk çocuk, kuş cinsinde bile aşkı öldürebiliyordu demek ki!
Süre dolunca yavrular çıktılar kabuklarından.
Şu dünyada annelik kadar yüce duygu var mıdır? Anne kumru yavrularını kanatlarının altında besledi günlerce.
Yaklaştırmadı da kimseyi yanına, “ Tek başıma yeterim ben onlara ” dercesine. Mağrur ve kendinden emin.
Gagasında yiyecek taşıyarak büyüttü onları sabırla.
Hazırladı hayata.
Birkaç hafta sonra kanatlanmaya başladı yavrular. Uçmaya çalışırken bile anneleri yanlarındaydı. Yalnız bırakmadı onları.
Uçmayı öğrendiler iyiden iyiye. Sonra da uçup gittiler yuvadan.
İşi bitmişti anne kumrunun işte, doğaya salmıştı bile yavrularını.
Kendisi bir süre daha terk edemedi sarayını.
Biraz daha kaldı.
Haklı tabii, önce eşi, şimdi de çocukları gitti birer birer.
En son gün, çiçekleri sulamak için balkona çıktığımda oradaydı.
Gözlerime anlamlı anlamlı baktı.
O’na “ Zor mu annelik? “ diye sordum.
“ Sen benden daha iyi bilirsin” dedi ve ekledi:
“ Sizin işiniz daha zor. Doğada insan yavrusu kadar anneye ihtiyaç duyan canlı yok ki. Farkında değil misin yoksa?” dedi.
Sustum . . . cevap veremedim.
Doğruydu dedikleri.
“Peki eşin neden gitti” dedim.
“
Hayat bu unutma, ” dedi.
“ Nasıl yani hep terk mi edilir dişiler, bu mudur hayat dediğin, bu kadar kolay mı biter aşklar?
Hele bir de sizin aşkınız, kumruların aşkı nasıl bitebilir ?” dedim.
“ Cevabı sen bul ama sakın unutma, aşk özgür bırakmayı bilmektir, herkes özüne döner bir gün, vereceğin cevap kendini yansıtır çoğu kez, üstelik dünya dönerken, aynı kalmayız, değişiriz hepimiz, bir günümüz uymaz diğerine. ” dedi.
Ne de çok şey biliyordu bu kumru!!
Çiçekleri sulamam bitti. Bu arada, O da uçup gitti.
Bir daha hiç görmedim, ne O’nu, ne yavrularını, ne de terk eden, özgürlüğe kanat çırpan eşini.
Şimdilerde balkondaki saksım hâla boş. İçindeki çalı çırpıları bile atmadım.
Kendine yeni bir yuva aradığında düşünmeden gelsin konuğum olsun bizim anne kumru ya da başka bir anne kumru.
Anneyiz ya halden anlarız. Yardımcı oluruz kendilerine
29 Ocak 2009 Perşembe
“AŞK” NE ZAMAN BAŞLAR VE NE ZAMAN BİTER?
Etiketler:
GÜNDELİK YAŞAM
28 Ocak 2009 Çarşamba
“AŞK” NE ZAMAN BAŞLAR VE NE ZAMAN BİTER?

Oğlum olmasa fark etmeyecektim ikisini de ve çabalarını da elbette.
Evimizin balkonunda boş bir saksı seçerek koyuldular işe.
Özellikle dişi olan her gün bitip tükenmeyen bir azimle, yanında kendi cinsinin erkeği ile birlikte, özenle çalı çırpı taşıdılar boş saksının içine. Kısa sürede boş bir saksıyı yuvaya dönüştürmeyi de başardılar.
Bir çift kumruydular onlar.
Oğlumun deyimiyle “anne kumruyla, baba kumru”.
Mutlulardı, çünkü çok yakında çoğalacaklardı.
Çoğalabilmenin coşkusuydu belki de onlara doğa karşısında mücadele gücü veren.
Birkaç gün sonra o boş saksının içinde iki minik yumurta gördüm.
Kuluçkaya yatacaktı bizim dişi kumru, kendine yuva yaptığı, evimizin balkonundaki boş saksı, bu durum için onun sarayıydı belki de.
İnat mıdır, doğası gereği midir bilinmez, 2 ya da 3 hafta kalkmadı kuluçkadan.
Önceleri erkek yiyecek taşıdı ona, gözlerimle şahit oldum da, “aşk böyle bir şey herhalde” dedim. Sevindim üstelik. Kuş da olsa birlikte bir hayat paylaşıyorlardı işte.
Oysa, dişi kumrunun sonrasında yaşadıkları, her kadının başına gelebilecek şeylerdi, terk etti bizim erkek kumru eşini, görünmedi bir daha.
Bu erkek milleti her cinste aynı oluyor galiba.
Anneyi yavrularıyla bıraktı gitti vefasız.
Sanki gagasıyla eşine yiyecek taşıyan O değildi. Diyorum ya gözümle görmesem inanmazdım.
Bir de bunun şarkısı vardı değil mi, eski yıllarda çok popüler olan : “ Baharı bekleyen kumrular gibi.. . .”
Sanki gagasıyla eşine yiyecek taşıyan O değildi. Diyorum ya gözümle görmesem inanmazdım.
Bir de bunun şarkısı vardı değil mi, eski yıllarda çok popüler olan : “ Baharı bekleyen kumrular gibi.. . .”
Üstelik kumrular eşlerine bağlılıklarıyla bilinen bir kuş cinsidir. Hem de eşleri ölünce başka kuşlarla bile eşleşemeyecek kadar bağlıdırlar eşine.
Eee ne olmuştu peki?
Ne diyeyim, birlikte bir yaşamı paylaşmak, çoluk çocuk, kuş cinsinde bile aşkı öldürebiliyordu demek ki!
Süre dolunca yavrular çıktılar kabuklarından.
Şu dünyada annelik kadar yüce duygu var mıdır? Anne kumru yavrularını kanatlarının altında besledi günlerce.
Yaklaştırmadı da kimseyi yanına, “ Tek başıma yeterim ben onlara ” dercesine. Mağrur ve kendinden emin.
Eee ne olmuştu peki?
Ne diyeyim, birlikte bir yaşamı paylaşmak, çoluk çocuk, kuş cinsinde bile aşkı öldürebiliyordu demek ki!
Süre dolunca yavrular çıktılar kabuklarından.
Şu dünyada annelik kadar yüce duygu var mıdır? Anne kumru yavrularını kanatlarının altında besledi günlerce.
Yaklaştırmadı da kimseyi yanına, “ Tek başıma yeterim ben onlara ” dercesine. Mağrur ve kendinden emin.
Gagasında yiyecek taşıyarak büyüttü onları sabırla.
Hazırladı hayata.
Birkaç hafta sonra kanatlanmaya başladı yavrular. Uçmaya çalışırken bile anneleri yanlarındaydı. Yalnız bırakmadı onları.
Uçmayı öğrendiler iyiden iyiye. Sonra da uçup gittiler yuvadan.
İşi bitmişti anne kumrunun işte, doğaya salmıştı bile yavrularını.
Kendisi bir süre daha terk edemedi sarayını.
Biraz daha kaldı.
Haklı tabii, önce eşi, şimdi de çocukları gitti birer birer.
En son gün, çiçekleri sulamak için balkona çıktığımda oradaydı.
Hazırladı hayata.
Birkaç hafta sonra kanatlanmaya başladı yavrular. Uçmaya çalışırken bile anneleri yanlarındaydı. Yalnız bırakmadı onları.
Uçmayı öğrendiler iyiden iyiye. Sonra da uçup gittiler yuvadan.
İşi bitmişti anne kumrunun işte, doğaya salmıştı bile yavrularını.
Kendisi bir süre daha terk edemedi sarayını.
Biraz daha kaldı.
Haklı tabii, önce eşi, şimdi de çocukları gitti birer birer.
En son gün, çiçekleri sulamak için balkona çıktığımda oradaydı.
Gözlerime anlamlı anlamlı baktı.
O’na “ Zor mu annelik? “ diye sordum.
“ Sen benden daha iyi bilirsin” dedi ve ekledi:
“ Sizin işiniz daha zor. Doğada insan yavrusu kadar anneye ihtiyaç duyan canlı yok ki. Farkında değil misin yoksa?” dedi.
“ Sen benden daha iyi bilirsin” dedi ve ekledi:
“ Sizin işiniz daha zor. Doğada insan yavrusu kadar anneye ihtiyaç duyan canlı yok ki. Farkında değil misin yoksa?” dedi.
Sustum . . . cevap veremedim.
Doğruydu dedikleri.
“Peki eşin neden gitti” dedim.
“
“
Hayat bu unutma, ” dedi.
“ Nasıl yani hep terk mi edilir dişiler, bu mudur hayat dediğin, bu kadar kolay mı biter aşklar?
Hele bir de sizin aşkınız, kumruların aşkı nasıl bitebilir ?” dedim.
“ Cevabı sen bul ama sakın unutma, aşk özgür bırakmayı bilmektir, herkes özüne döner bir gün, vereceğin cevap kendini yansıtır çoğu kez, üstelik dünya dönerken, aynı kalmayız, değişiriz hepimiz, bir günümüz uymaz diğerine. ” dedi.
Ne de çok şey biliyordu bu kumru!!
Çiçekleri sulamam bitti. Bu arada, O da uçup gitti.
Bir daha hiç görmedim, ne O’nu, ne yavrularını, ne de terk eden, özgürlüğe kanat çırpan eşini.
Şimdilerde balkondaki saksım hâla boş. İçindeki çalı çırpıları bile atmadım.
Kendine yeni bir yuva aradığında düşünmeden gelsin konuğum olsun bizim anne kumru ya da başka bir anne kumru.
Anneyiz ya halden anlarız. Yardımcı oluruz kendilerine
24 Ocak 2009 Cumartesi
KAKAO VE BİSKÜVİNİN AŞKI
Çocukluğumun en masum pastasıydı o.
Annem ne zaman yapacak diye gözünün içine bakardık kardeşimle birlikte.
Her halde haftada iki kez falan yapılırdı evimizde.
Çok zahmetli değildi yapılışı.
Hele bir yapıla görsün, anında siler süpürür bitirirdik kardeşimle.
Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim; ben kendi payıma düşeni bitirir, kardeşimin pastasını yemeğe çalışırdım.
Sonra yıllar girdi araya.
Daha değişik tatlarla, pastalarla da tanıştık ama hiç biri çocukluğumun o masum pastasının yerini tutamadı.
Yaşımız ilerledikçe kilo sorunu hayatımızın baş köşesine yerleştiğinden “ masum pastam” la farkında olmadan unutuverdik birbirimizi.
Geçen gün aklıma geldi, bu pastayı neden oğluma yapmadığımı düşündüm.
Hemen girdim mutfağa, yaptım ve sonuç aynı tabii; oğlum da bayıldı tadına.
Şimdi tarifini paylaştığımda, siz de hatırlayacaksınız, kim bilir çocukken ne kadar çok yemişsinizdir bu pastadan.
İşte son derece düşük maliyetli masum pastanın tarifi :
MOZAİK ( PİRAMİT ) PASTA:
MALZEMELER : 2 yumurta,
7 yemek kaşığı pudra şekeri
7 yemek kaşığı eritilmiş margarin
1 kaşık kakao
1,5 paket pötibör bisküvi
1 yemek kaşığı krem çikolata ( isteğe bağlı ama konulunca pastanın lezzeti ikiye katlanıyor )
Hindistan cevizi ( Üzerine, arzuya göre )
YAPILIŞI : Önce margarini eritelim, ardından erittiğimiz margarini çukur bir kaba aktararak içine pudra şekeri ve iki yumurtayı ekleyip karıştıralım. Ardından kakao ve krem çikolatayı da ekleyerek karıştıralım, en son bisküvileri içine kırarak ekleyelim.
Yağlı bir kağıdın içine koyarak piramit şekli verip, birkaç saat buzlukta bekletelim ve sonra servis yapalım.
Tüm bu işlemlerin ardından aile fertleri tarafından maksimum 20 dakika içinde tükeneceğine tanık olacaksınız.
Denemek isteyenlere şimdiden afiyet olsun.
Annem ne zaman yapacak diye gözünün içine bakardık kardeşimle birlikte.
Her halde haftada iki kez falan yapılırdı evimizde.
Çok zahmetli değildi yapılışı.
Hele bir yapıla görsün, anında siler süpürür bitirirdik kardeşimle.
Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim; ben kendi payıma düşeni bitirir, kardeşimin pastasını yemeğe çalışırdım.
Sonra yıllar girdi araya.
Daha değişik tatlarla, pastalarla da tanıştık ama hiç biri çocukluğumun o masum pastasının yerini tutamadı.
Yaşımız ilerledikçe kilo sorunu hayatımızın baş köşesine yerleştiğinden “ masum pastam” la farkında olmadan unutuverdik birbirimizi.
Geçen gün aklıma geldi, bu pastayı neden oğluma yapmadığımı düşündüm.
Hemen girdim mutfağa, yaptım ve sonuç aynı tabii; oğlum da bayıldı tadına.
Şimdi tarifini paylaştığımda, siz de hatırlayacaksınız, kim bilir çocukken ne kadar çok yemişsinizdir bu pastadan.
İşte son derece düşük maliyetli masum pastanın tarifi :
MOZAİK ( PİRAMİT ) PASTA:
MALZEMELER : 2 yumurta,
7 yemek kaşığı pudra şekeri
7 yemek kaşığı eritilmiş margarin
1 kaşık kakao
1,5 paket pötibör bisküvi
1 yemek kaşığı krem çikolata ( isteğe bağlı ama konulunca pastanın lezzeti ikiye katlanıyor )
Hindistan cevizi ( Üzerine, arzuya göre )
YAPILIŞI : Önce margarini eritelim, ardından erittiğimiz margarini çukur bir kaba aktararak içine pudra şekeri ve iki yumurtayı ekleyip karıştıralım. Ardından kakao ve krem çikolatayı da ekleyerek karıştıralım, en son bisküvileri içine kırarak ekleyelim.
Yağlı bir kağıdın içine koyarak piramit şekli verip, birkaç saat buzlukta bekletelim ve sonra servis yapalım.
Tüm bu işlemlerin ardından aile fertleri tarafından maksimum 20 dakika içinde tükeneceğine tanık olacaksınız.
Denemek isteyenlere şimdiden afiyet olsun.
Etiketler:
MUTFAK HALLERİ

Çocukluğumun en masum pastasıydı o.
Annem ne zaman yapacak diye gözünün içine bakardık kardeşimle birlikte.
Her halde haftada iki kez falan yapılırdı evimizde.
Çok zahmetli değildi yapılışı.
Hele bir yapıla görsün, anında siler süpürür bitirirdik kardeşimle.
Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim; ben kendi payıma düşeni bitirir, kardeşimin pastasını yemeğe çalışırdım.
Sonra yıllar girdi araya.
Daha değişik tatlarla, pastalarla da tanıştık ama hiç biri çocukluğumun o masum pastasının yerini tutamadı.
Yaşımız ilerledikçe kilo sorunu hayatımızın baş köşesine yerleştiğinden “ masum pastam” la farkında olmadan unutuverdik birbirimizi.
Geçen gün aklıma geldi, bu pastayı neden oğluma yapmadığımı düşündüm.
Hemen girdim mutfağa, yaptım ve sonuç aynı tabii; oğlum da bayıldı tadına.
Şimdi tarifini paylaştığımda, siz de hatırlayacaksınız, kim bilir çocukken ne kadar çok yemişsinizdir bu pastadan.
İşte son derece düşük maliyetli masum pastanın tarifi :
MOZAİK ( PİRAMİT ) PASTA:
MALZEMELER : 2 yumurta,
7 yemek kaşığı pudra şekeri
7 yemek kaşığı eritilmiş margarin
1 kaşık kakao
1,5 paket pötibör bisküvi
1 yemek kaşığı krem çikolata ( isteğe bağlı ama konulunca pastanın lezzeti ikiye katlanıyor )
Hindistan cevizi ( Üzerine, arzuya göre )
YAPILIŞI : Önce margarini eritelim, ardından erittiğimiz margarini çukur bir kaba aktararak içine pudra şekeri ve iki yumurtayı ekleyip karıştıralım. Ardından kakao ve krem çikolatayı da ekleyerek karıştıralım, en son bisküvileri içine kırarak ekleyelim.
Yağlı bir kağıdın içine koyarak piramit şekli verip, birkaç saat buzlukta bekletelim ve sonra servis yapalım.
Tüm bu işlemlerin ardından aile fertleri tarafından maksimum 20 dakika içinde tükeneceğine tanık olacaksınız.
Denemek isteyenlere şimdiden afiyet olsun.
Annem ne zaman yapacak diye gözünün içine bakardık kardeşimle birlikte.
Her halde haftada iki kez falan yapılırdı evimizde.
Çok zahmetli değildi yapılışı.
Hele bir yapıla görsün, anında siler süpürür bitirirdik kardeşimle.
Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim; ben kendi payıma düşeni bitirir, kardeşimin pastasını yemeğe çalışırdım.
Sonra yıllar girdi araya.
Daha değişik tatlarla, pastalarla da tanıştık ama hiç biri çocukluğumun o masum pastasının yerini tutamadı.
Yaşımız ilerledikçe kilo sorunu hayatımızın baş köşesine yerleştiğinden “ masum pastam” la farkında olmadan unutuverdik birbirimizi.
Geçen gün aklıma geldi, bu pastayı neden oğluma yapmadığımı düşündüm.
Hemen girdim mutfağa, yaptım ve sonuç aynı tabii; oğlum da bayıldı tadına.
Şimdi tarifini paylaştığımda, siz de hatırlayacaksınız, kim bilir çocukken ne kadar çok yemişsinizdir bu pastadan.
İşte son derece düşük maliyetli masum pastanın tarifi :
MOZAİK ( PİRAMİT ) PASTA:
MALZEMELER : 2 yumurta,
7 yemek kaşığı pudra şekeri
7 yemek kaşığı eritilmiş margarin
1 kaşık kakao
1,5 paket pötibör bisküvi
1 yemek kaşığı krem çikolata ( isteğe bağlı ama konulunca pastanın lezzeti ikiye katlanıyor )
Hindistan cevizi ( Üzerine, arzuya göre )
YAPILIŞI : Önce margarini eritelim, ardından erittiğimiz margarini çukur bir kaba aktararak içine pudra şekeri ve iki yumurtayı ekleyip karıştıralım. Ardından kakao ve krem çikolatayı da ekleyerek karıştıralım, en son bisküvileri içine kırarak ekleyelim.
Yağlı bir kağıdın içine koyarak piramit şekli verip, birkaç saat buzlukta bekletelim ve sonra servis yapalım.
Tüm bu işlemlerin ardından aile fertleri tarafından maksimum 20 dakika içinde tükeneceğine tanık olacaksınız.
Denemek isteyenlere şimdiden afiyet olsun.
20 Ocak 2009 Salı
İLK DEFA
Uzun zamandır ilk defa böyle bir duyguyla uyandım bu sabah.
Bazen her şey ters gitse de, olabiliyor demek ki.
Bahar sevinci vardı yüreğimde sabah sabah.
Bir kaç gündür benden kaçan uykuma dün gece tam teslim oldum ondan mı ? Bilemedim.
Yüreğimde kıpır kıpır bahar sevinci ile, oğlumu okuluna bıraktım.
Saat 07:30 itibarı ile yürüyüş yaptım tam bir buçuk saat.
Denizin rengi, dağların kremalı pasta görünümü pek hoşuma gitti bu sabah.
Eve dönerken manavda amasya elmaları gördüm, kırmızı kırmızı bakıyorlardı tezgahın üzerinden bana.
Bakışlarına dayanamadım elmaların, hemen dolduruverdim poşete ve yanakları kırmızı elmalarımla birlikte döndük eve.
Günüm güzel başladı bu gün.
Birkaç gündür bulutlu olan yüreğimin havası ilk defa güneşli bu gün.
Fakat bahar havası bu hiç belli olmaz.
Birden kapatabilir hava, hatta yağmur bile yağabilir hazırlıklı olmak gerek.:)
Resimler : www.deviantart.com
Bazen her şey ters gitse de, olabiliyor demek ki.
Bahar sevinci vardı yüreğimde sabah sabah.
Bir kaç gündür benden kaçan uykuma dün gece tam teslim oldum ondan mı ? Bilemedim.
Yüreğimde kıpır kıpır bahar sevinci ile, oğlumu okuluna bıraktım.
Saat 07:30 itibarı ile yürüyüş yaptım tam bir buçuk saat.
Denizin rengi, dağların kremalı pasta görünümü pek hoşuma gitti bu sabah.
Eve dönerken manavda amasya elmaları gördüm, kırmızı kırmızı bakıyorlardı tezgahın üzerinden bana.
Bakışlarına dayanamadım elmaların, hemen dolduruverdim poşete ve yanakları kırmızı elmalarımla birlikte döndük eve.
Günüm güzel başladı bu gün.
Birkaç gündür bulutlu olan yüreğimin havası ilk defa güneşli bu gün.
Fakat bahar havası bu hiç belli olmaz.
Birden kapatabilir hava, hatta yağmur bile yağabilir hazırlıklı olmak gerek.:)
Resimler : www.deviantart.com
Etiketler:
GÜNDELİK YAŞAM
İlk defa



Uzun zamandır ilk defa böyle bir duyguyla uyandım bu sabah.
Bazen her şey ters gitse de, olabiliyor demek ki.
Bahar sevinci vardı yüreğimde sabah sabah.
Bir kaç gündür benden kaçan uykuma dün gece tam teslim oldum ondan mı ? Bilemedim.
Yüreğimde kıpır kıpır bahar sevinci ile, oğlumu okuluna bıraktım.
Saat 07:30 itibarı ile yürüyüş yaptım tam bir buçuk saat.
Denizin rengi, dağların kremalı pasta görünümü pek hoşuma gitti bu sabah.
Eve dönerken manavda amasya elmaları gördüm, kırmızı kırmızı bakıyorlardı tezgahın üzerinden bana.
Bakışlarına dayanamadım elmaların, hemen dolduruverdim poşete ve yanakları kırmızı elmalarımla birlikte döndük eve.
Günüm güzel başladı bu gün.
Birkaç gündür bulutlu olan yüreğimin havası ilk defa güneşli bu gün.
Fakat bahar havası bu hiç belli olmaz.
Birden kapatabilir hava, hatta yağmur bile yağabilir hazırlıklı olmak gerek.:)
Resimler : www.deviantart.com
18 Ocak 2009 Pazar
İNSAN A-V-CILARI
Sıradan günlerden birinin akşama dönüştüğü saatlerdi.
Ortalama bir insanın işinden evine dönüp akşam yemeği için sofrasına oturduğu saatler.
Bu saatlerin birinde, ailesiyle akşam yemeği yemekte olan bir adamın cep telefonu çaldı. Önce numaraya baktı adam, numara tanıdık değildi.
Cevaplamak için telefonu açtı haliyle.
Telefonun ucundaki adam, söze direkt kendini tanıtarak başladı.
O bir polis memuruydu, ismini hatta sicil numarasını verdi.
Ardından “ Sizi, savcı - … - Hanım arayacaktı aradı mı?” diye de bir soru sordu.
Telefonun sahibi adam ise şaşkındı. Soğukkanlılığını korumaya çalışarak savcı hanımın aramadığını söyledi.
Telefondaki polis memuru rahat bir ifadeyle savcı hanımın da biraz sonra arayacağını söyleyerek konuya girdi.
Telefon sahibi adamın cep telefon numarası bir başkası tarafından kopyalanmıştı.
Şu anda telefon bu kişi tarafından da kullanılıyordu ve fatura büyük bir olasılıkla telefonun sahibi olan adama gelecekti.
Üstelik telefonu kopyalayan adam polis tarafından aranıyordu, bu nedenle telefon dinleniyordu, “ yakalanması için sizin yardımınıza ihtiyacımız var “ diyordu telefondaki polis.
Telefonun sahibi adam, soğukkanlı davranmaya devam ederek, ne yapabileceğini sordu.
Polis memuru çalıştığı karakolun adını verdi, adamı karakola çağırdı.
Telefon sahibi adam evden çıktı, karakola gitti.
Yolda, sözde polis, adamı bir kere daha aradı ve gelirken mutlaka “500 “ kontör alıp gelmesini söyledi. Polisin ifadesine göre kontör şifrelerini alacaklar ve böylece telefonu kopyalayan diğer adamı yakalayacaklardı!!!!
Adam “kontör” sözünü duyar duyamaz, bir şeyler döndüğünü anladı. Telefondaki adama kontörleri aldığını ve karakola gelmekte olduğunu söyledi. Telefonun ucundaki sözde polis, hemen kontörleri yüklemesi gerektiğini bu nedenle şifreyi kendilerine vermelerini söylemekte ısrar etmeye başladı. Gerekçesi “ şebeke çökertmekti”.
Telefon sahibi adam ise, “ Çöken şebeke bir daha kurulur bekleyin beni ben karakola geliyorum dedi”.
Sözde polis, sen nasıl bize güvenmezsin diyerek telefonun ucunda söylenmeye başladı.
Adam gerçekten söz edilen karakola gitti.
Yanılmamıştı, ne o isimde bir polis vardı ne de aranan birileri.
Adam, kontör avcılarıyla tanışmıştı sadece.
Televizyon ve gazete haberlerine konu olan, insanları mağdur eden kontör avcıları O’na da rastlamıştı.
En acı olanı da, karakola şikayet için gittiğinde polisin; “ Kontör transferi gerçekleşmediği için bu durum suç sayılmaz, bu nedenle kanuni işlem yapamayız” şeklindeki ifadesiydi. Demek ki kontör avcıları başkalarını avlamaya devam edeceklerdi.
Adam evine döndü, hayatına devam etti.
Adamın olup bitenleri şaşkınlıkla izleyen eşi ise; “ sözde polis” ile eşinin yaptığı konuşmalarda şu diyaloğa takılı kaldı:
SÖZDE POLİS : “ Beyefendi, siz neden polise güvenmiyorsunuz? Ayıp olmuyor mu? “
TELEFON SAHİBİ ADAM : “ Kardeşim, ben polise güveniyorum ama insanlara güvenmiyorum.”
Yaşananlara tanıklık eden bu satırların yazarı, kendi kendine şu soruyu sordu, hâla da soruyor ; İnsanların birbirine güveninin kalmadığı bir toplum daha ne kadar ayakta durur?
Cavabını bilen var mı?
Fotoğraf : www.deviantart.com
Ortalama bir insanın işinden evine dönüp akşam yemeği için sofrasına oturduğu saatler.
Bu saatlerin birinde, ailesiyle akşam yemeği yemekte olan bir adamın cep telefonu çaldı. Önce numaraya baktı adam, numara tanıdık değildi.
Cevaplamak için telefonu açtı haliyle.
Telefonun ucundaki adam, söze direkt kendini tanıtarak başladı.
O bir polis memuruydu, ismini hatta sicil numarasını verdi.
Ardından “ Sizi, savcı - … - Hanım arayacaktı aradı mı?” diye de bir soru sordu.
Telefonun sahibi adam ise şaşkındı. Soğukkanlılığını korumaya çalışarak savcı hanımın aramadığını söyledi.
Telefondaki polis memuru rahat bir ifadeyle savcı hanımın da biraz sonra arayacağını söyleyerek konuya girdi.
Telefon sahibi adamın cep telefon numarası bir başkası tarafından kopyalanmıştı.
Şu anda telefon bu kişi tarafından da kullanılıyordu ve fatura büyük bir olasılıkla telefonun sahibi olan adama gelecekti.
Üstelik telefonu kopyalayan adam polis tarafından aranıyordu, bu nedenle telefon dinleniyordu, “ yakalanması için sizin yardımınıza ihtiyacımız var “ diyordu telefondaki polis.
Telefonun sahibi adam, soğukkanlı davranmaya devam ederek, ne yapabileceğini sordu.
Polis memuru çalıştığı karakolun adını verdi, adamı karakola çağırdı.
Telefon sahibi adam evden çıktı, karakola gitti.
Yolda, sözde polis, adamı bir kere daha aradı ve gelirken mutlaka “500 “ kontör alıp gelmesini söyledi. Polisin ifadesine göre kontör şifrelerini alacaklar ve böylece telefonu kopyalayan diğer adamı yakalayacaklardı!!!!
Adam “kontör” sözünü duyar duyamaz, bir şeyler döndüğünü anladı. Telefondaki adama kontörleri aldığını ve karakola gelmekte olduğunu söyledi. Telefonun ucundaki sözde polis, hemen kontörleri yüklemesi gerektiğini bu nedenle şifreyi kendilerine vermelerini söylemekte ısrar etmeye başladı. Gerekçesi “ şebeke çökertmekti”.
Telefon sahibi adam ise, “ Çöken şebeke bir daha kurulur bekleyin beni ben karakola geliyorum dedi”.
Sözde polis, sen nasıl bize güvenmezsin diyerek telefonun ucunda söylenmeye başladı.
Adam gerçekten söz edilen karakola gitti.
Yanılmamıştı, ne o isimde bir polis vardı ne de aranan birileri.
Adam, kontör avcılarıyla tanışmıştı sadece.
Televizyon ve gazete haberlerine konu olan, insanları mağdur eden kontör avcıları O’na da rastlamıştı.
En acı olanı da, karakola şikayet için gittiğinde polisin; “ Kontör transferi gerçekleşmediği için bu durum suç sayılmaz, bu nedenle kanuni işlem yapamayız” şeklindeki ifadesiydi. Demek ki kontör avcıları başkalarını avlamaya devam edeceklerdi.
Adam evine döndü, hayatına devam etti.
Adamın olup bitenleri şaşkınlıkla izleyen eşi ise; “ sözde polis” ile eşinin yaptığı konuşmalarda şu diyaloğa takılı kaldı:
SÖZDE POLİS : “ Beyefendi, siz neden polise güvenmiyorsunuz? Ayıp olmuyor mu? “
TELEFON SAHİBİ ADAM : “ Kardeşim, ben polise güveniyorum ama insanlara güvenmiyorum.”
Yaşananlara tanıklık eden bu satırların yazarı, kendi kendine şu soruyu sordu, hâla da soruyor ; İnsanların birbirine güveninin kalmadığı bir toplum daha ne kadar ayakta durur?
Cavabını bilen var mı?
Fotoğraf : www.deviantart.com
Etiketler:
GÜNDELİK YAŞAM
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)