26 Mayıs 2015 Salı

ÇİÇEK SEVER :)

Bu günüm böyle geçti. 

Evin ihtiyacı olan bir kaç eşyayı almak için önce Koçtaş sonra da Bauhause 'a gittik.
Ben hemen çiçek bölümünde aldım soluğu ve yukarıdaki güzellerle karşılaştım. 

Günümü güzellestirdiler eve yeni eşyalara ve çiçeklerimle döndüm. 

Çiçek sever oldum ben. Eskiden hiç ilgimi çekmezdi.  Şimdi vazgeçilmezim oldular.
Yaşlanıyor muyum ne ?

BLOG NOT : Bu postu cep telefonumdan yazdım. Telefonuma indirdiğim bir program sayesinde hemencecik yazıverdim. Teknoloji sağ olsun. :)

9 Mayıs 2015 Cumartesi

ESKİ FOTOĞRAFLAR




Yorgun, ağlamaktan gözleri şişmiş bir halde geldiği, çocukluğunun geçtiği evde, evin eşyalarına bakarken, bundan sonra hiç bir şeyin eskisi gibi olamayacağını düşündü kadın.
Acımasızca ilerliyordu yıllar. Çocukluğu, genç kızlığı çoktan geride kalmıştı.
Aralarında çok fazla yaş farkı olmayan ikisi kız, biri erkek üç kardeştiler ve hepsi çoktan çoluk çocuğa karışmışlardı.
O gün hepsinin hayatlarında bir dönüm noktası yaşanıyordu; zaman durmuştu.

İçerideki kalabalığın hiçbir önemi yoktu gözünde, uğultu gibi geliyordu tüm sesler.
Acısı o kadar büyüktü ki konuşulanları bile anlayacak halde değildi.
Kalabalık ortasında tek başınaydı, suskundu.
Gözlerinden sessiz sessiz akan yaşlar, konuşmasına da engel oluyordu. Konuşmak da gelmiyordu zaten içinden.

Derken dua başladı.
Duayı okuyan hocanın davudi ses tonu biraz içini ferahlatıyordu hepsi o kadar. Bu dualar annesi içindi.
Sonunda bitti dua. Herkes yanına geldi, başsağlığı dileklerini kabul etti, taziyeye gelenler yavaş yavaş gitmeye başladılar. Şimdi çocukluğunun geçtiği evde anıları ile baş başaydı.

Birkaç yıl önce başlamıştı annesinin hastalıkları. Rutin doktor kontrolleri, düzenli ölçülen şeker ve tansiyonlar başlangıçta yaşam kalitesini arttırmayı sağlıyordu. Zaman geçtikçe daha da ilerledi şikayetleri annesinin.
Üç kardeş, hiçbir fedakarlıktan kaçınmadılar anneleri için.

Her ne yapılırsa yapılsın, o kaçınılmaz son onların da başına gelmişti işte. Artık yoktu annesi.
Cenaze evden çıkarken “ Götürmeyin annemi, bırakın “ diye ağladığını ne o sırada, ne de daha sonra hatırlamadı.

Herkes gittikten, ortalık biraz sakinleştikten sonra annesinin yatak odasına gitti.
Kenarları sedef işlemeli ahşap dolabını açtı. Annesinin gözü gibi sakladığı albümünü buldu, sayfaları karıştırmaya başladı.

Bayramlık kıyafetlerle çekilmiş 3 çocuğun fotoğrafını gördü. Başlarında beyaz kurdelesi ve bayramlıkları ile kendisi, kız kardeşi, kısa pantolonu ve gömleği ile erkek kardeşinden başkası değildi bu üç çocuk.

O bayram gününü hiç unutmamıştı.

“ O yıl babasının kronikleşen hastalığı uzunca bir aradan sonra yeniden tekrar etmişti.
O sırada annesi bayramda giysinler diye “bayramlık” giysi dikiyordu kızlarına ve küçük oğluna.
Dikişlerin bitmesine az kalmıştı ki babalarının hastaneye yatırılmasına karar verilmişti.
Annesi apar topar çocukları ablasının evine bırakmıştı ve üç gün sonra bayramdı.
Özeldi o zamanlar bayramlar. O zamanın çocukları için bayram yeni giysi, ütülü mendil ve şeker demekti. Bu sefer farklı bir bayram olacaktı. Biri 10, diğerleri 8 ve 4 yaşlarında üç çocuk annesiz, babasız, bayramlıklarını giymeden geçireceklerdi bu bayramı.

Bayram sabahı teyzeleri elinde büyük bir paketle yanlarına geldi çocukların. - “ Hadi bakalım, bunlar sizin; anneniz hastaneye giderken bıraktı bunları bayramda giyin diye” dedi.
Önce paketin içindeki beyaz kurdeleleri gördü 10 yaşındaki kız, sonra kardeşi ve kendisinin elbiselerini, erkek kardeşinin kısa pantolonunu, gömleğini ve hepsine alınmış yeni ayakkabılarını, temiz beyaz çoraplarını.

Anneleri o telaşın arasında bayramda çocuklarının boynu bükük kalmasın diye hazırlamıştı bayramlıklarını, “ Demek hastaneye yatmadan önce sabaha kadar bu yüzden uyumadı annem giysileri bitirmek için ,, diye düşündü kız.
Albümde gördüğü fotoğraf da o günün anısıydı. Babası iyileştikten sonra o giysileri yeniden giyip fotoğrafçıda çektirmişlerdi.”

Göz yaşlarını sildi kadın, odadan çıktı. Birkaç gün öncesini düşündü, annesini son gördüğü günü.
- “ Kızım, helal edin hakkınızı, çok uğraştınız benle “ demişti.
- “ O nasıl söz anneciğim, asıl sen helal et hakkını “ diyerek cevaplamıştı annesini.
Annesinin verdiği cevabı yıllar geçse de unutması mümkün olmadı :-“ Benim hakkım size hep helal yavrum,,

* * * * * * *

Annesi gideli 25 yıl oldu. Şimdilerde annesinin o zamanlar ki yaşlarına yaklaşmaya başladı.
Her yıl anneler günü geldiğinde, o özel günü nasıl geçireceğini bilemedi.
O zamandan bu güne her yıl anneler günü kutlanırken acısını kimse dindiremedi.
Çocukları ve en sevdiği torunları bile deva olamadılar kalbindeki durup durup kanayan yaraya.
Annesiz kalmanın yaşı olmazmış, anladı.
Annesini hiç unutamadı.

* * * * * * *

Not: Anneanneciğim, her zaman bizimlesin. Taşıdığımız genlerdesin.

Yaptığımız yemeğin tadında senin yemeklerinin tadını ararken bizimlesin.

Çilek, kayısı, vişne reçeli kokusu, fesleğen ve taze nane kokusu hep hatırlatır seni.
Onlar olmasa, anılar, eski fotoğraflar rahat bırakmaz bizi.

Ölüm yok anneanne, ölünmüyor.

1 Mayıs 2015 Cuma

SANAL ALEM SORUNSALI !!!!


Bir alışveriş merkezindeyim. Bizim eve en yakın olanlardan. Arkadaşlarımla buluşacağım; orada bir yerlerde sözleşmişiz. 

Her zamanki gibi vaktinden önce gittiğim için biraz etrafta dolanmaya karar veriyorum.

Alt kata iniyorum, orada bir oyun parkı var . yaş ortalaması beş olan çocuklar anneleri ile birlikteler.
Kimi keyif alıyor, kimi hoşlanmıyor anlamamak zor değil.

Bir anne çarpıyor gözüme. Belli ki genç anne olmuş. Bir kızı var ve kız üç yaşlarında olmalı.

İçi top dolu bir havuza koyuyor çocuğu. Çocuk topların arasına düşüyor, çıkmak için uğraşıyor, debeleniyor;  yok çıkamıyor. 
Annenin elinde cep telefonu çocuğun  güzel pozlarını yakalamaya çalışıyor. Belli ki bir kaç dakika içinde sosyal medyada paylaşacak ve muhtemelen açıklama olarak; " Kızımın oyun parkı keyfi " ya da  " Kızım oyun parkında " gibi şeyler yazacak. Arkadaşları, eş ve dostları onu beğenecekler falan filan. Çocuğun o top havuzunun içinde sıkıldığını, korktuğunu bilmeyecekler muhtemelen !!!!

Ben o gün orada sosyal medyanın esiri olduğumuzun resmini gördüm. 
Her şey güzel, şahane, keyif dolu. Bi kere içilen kahveler, yenen pastalar hep keyifli. Dert yok, tasa yok. sosyal medyada hep beraber tatlı hayat yaşıyoruz. Sanal alemde işler yolunda yani.

Sonra arkadaşlarla buluşuyoruz. Kendimize kahve söylüyoruz. Kahve cidden çok şık bir sunumla geliyor masaya. Arkadaşlardan biri hemen fotoğrafını çekiyor; ben onlara belli etmeden az önce düşündüklerimi hatırlayıp, sessizce gülümsüyorum ...


GÖRSEL : PICSART 

29 Nisan 2015 Çarşamba

SENİ SEVİYORUM ANTALYA !!!



Bu gün de böyle geçti.

Eğer hava mızıkçılık yapıp da yağmura dönmezse artık bahar geldi buralara.
Bu gün yürüdüm oğlum da bana eşlik etti.
İşte yolumuza çıkanlar, bize yaşama sevinci verenler :

Sabahtan tura hazırlanan yat limanındaki tekneler, Antalya'nın yerlisi için  YAT LİMANI   diye bir şey yok; onlar için halen İSKELE tabii ...


Birkaç güne kadar papatya olacaklar ...





Konyaaltı sahilinden denize girenler :)



 Yeni açmış kırmızı güller :)
Ve... şehrin en sevdiğim yerinden Akdeniz :)

16 Nisan 2015 Perşembe

SEVİNÇ ELBİSEM




 Gün, güne yeni başlayanlar için herhangi bir gündü.

Benim için de herhangi bir gündü; ancak sabah üzerimde nereden geldiğini bilmediğim sevinçten bir elbise ile uyandım.

Günlük gazetelerimi almak için sokağa çıktığımda havanın güzelliği dikkatimi çekti.
Antalya için mevsim artık iyiden iyiye bahardı.

Günlük işlerimi bitirdikten sonra, uzun süredir görmediğim arkadaşlarımla buluştum, onlarla birlikte olmak, bulunduğumuz mekan bana çok iyi geldi.

Sabah uyandığımda üzerimde bulduğum sevinç elbisem hâlâ üzerimdeydi ve elbisenin nereden geldiğini halen   bulamıyordum.

Havanın güzelliğinin kışkırtmasıyla dönüşte eve kadar yürümeye karar verdim.

Karşımdan saçları uzun olmasına rağmen özensiz taranmış bir kadın geliyordu.

Kadın, üzerinde küçük kırmızı çiçekler olan siyah kadife bir etek ve onun da üzerine, vinleksten yapılmış fosforlu pembe ve beyaz renklerden oluşan deri taklidi bir ceket giymişti.

Kıyafetin uyumsuzluğu, kadının rüküş görüntüsü bile keyfimi kaçırmaya yetmemişti.
Sevinç elbisem üzerimde öyle güzel duruyordu ki içimden şarkılar söyleyerek yürümeye devam ettim.

Bu sefer de bir genç kız gördüm. Az önce gördüğüm kadınla adeta rüküşlükte yarışıyorlardı.
O da rengarenk basma bir etek ve üzerine eteğin renkleri ile uyumsuz sarı ve siyah tonlarından oluşan bir bluz giymişti.

Bu yılın “ trendi “ bu olmalıydı. Uyumsuz giyinmek !!!!

Arabaların klakson sesleri, insan sesleriyle birbirine karışıyordu ve hiç rahatsız olmuyordum.

Üzerimdeki sevinç elbisemi çıkartmak gelmiyordu içimden, üstelik bu durumdan  memnumdum.

Elbisemi özenle koruyordum, sanki elbiseyi çıkarırsam sokağın ortasında çıplak kalacakmışım gibi hissediyordum.

Apartmanımızın girişine geldiğimde, bir aydır evine yaptırdığı tadilat yüzünden apartmanı ahıra çeviren daire sahibini görünce bile hiçbir şey hissetmedim ki; apartmanı ahıra çevirdiğinden kendisi gözüme bir süredir “ öküz” olarak görünüyordu.

Akşam üzeri olmasına rağmen hava halen yaz aylarının sıcağı için Antalyalılar’ dan özür dilercesine ılıktı.

Bu şehirden ilk bahar ve son bahar kolay gitmiyordu, hatta sonbahar şöyle bir başını uzatıp kaçıveriyordu.

O anda anladım; sevinç elbisemi de bu güzel bahar havası dikmiş ve üzerime giydirmişti !!!


14 Nisan 2015 Salı

HAYAT KİME GÜZEL ?


Kardeşimle hastanedeyiz.

Kendince bir sorun yaşamış, kimseye söz etmemiş ama ikimiz de korkmuşuz.

Bir kaç gün önce bir takım tahliller yaptırmış. Ne sonuç çıkacağını bilmediğimizden anneme bile söylemiyoruz. sonuçları alırken benim de yanında olmamı istiyor, birlikte hastaneye gidiyoruz.
Sonuçları alıyor ve doktora gösteriyoruz.

Şükür ki korkulacak bir şey yok. Her şey yolunda. Ufak tefek sorunlar var fakat çözümsüz değil.
Pek mutlu oluyoruz, halimize şükrediyoruz, gidip bir yerlerde bir şeyler yiyor ve kendimize bir de sinema ödülü veriyoruz.

Kocan Kadar Konuş'u izlemeye karar veriyoruz. Hadi diyoruz bu kadar stresin üzerine biraz gülelim; eğleneceğimiz bir film olsun.

Kardeşim filmin afişinin fotoğrafını çekip, sosyal medyada paylaşıyor ve anında arkadaş çevresinden yorumlar gelmeye başlıyor. " Ohhhh, sefanız olsun ... ",  " Maşallah size .. ",  " Ohhh ohhh iyisiniz valla;  HAYAT SİZE GÜZEL !!!!

Ben bu  HAYAT SİZE GÜZEL  cümlesine takılıyorum.
Demek ki oradan öyle gözüküyor, demek ki hayat sadece bize güzel ve  biz lay lay lom geziyoruz. Bravo vallahi, bir fotoğraftan anladı arkadaşlar.

HAYAT SİZE GÜZEL  cümlesinde sanki biraz kıskançlık var. Yoksa bana mı öyle geliyor?
 Oysa hayatta olmak, sağlıklı olmak; başlı başına güzel bir duygu zaten. Bu yüzden sosyal medyayı bazen dedikodu yuvası haline gelmiş eski mahallelere benzetiyorum.

Pencere arkasından, tüllerin arasından komşuları izleyip, kapı önlerinde dedikodu yapan çok bilmiş teyzeler ordusunun içine düşmüş gibi hissediyorum kendimi .

Kabul etsek de etmesek de, yeni dünya düzeni dedikleri  şeyin sonuçlarından biri de bu olmalı ...

8 Nisan 2015 Çarşamba

KÜÇÜK PUNTO SORUNSALI !!!



Eskiden böyle değildim ben.

Kendi kendime kitap okuma rekorlarım vardı.

Uzun yol seyahatlerinde iki tane kitap bitirmişliğim, küçük cep kitapları okumuşluğum çoktur.

Yazıların puntoları beni hiç ilgilendirmezdi. Üstelik çıplak gözle küçük punto, iri punto fark etmeden ne kitaplar okudum tahmin edemezsiniz.

Zamanla gözlerimi yordum tabii. Önce miyop başladı, sonra ona astigmat eşlik etti.
Ah o astigmat ahhh !!! Miyopa razı oldum astigmat yüzünden.

Miyop gözlerle en fazla uzağı göremezsiniz. Gözünüzde gözlük yoksa, karşıdan geleni tanımakta zorlanırsınız. Gözlük takıyorsanız sıkıntı yoktur zaten, ufkunuz genişlemiştir.

Ama o astigmat yok mu ? O ne beter bir şeydir öyle.
Çıplak gözle sürahiden bardağa su koyarken suyu dökebilirsiniz misal.  Şekiller birbirine karışır. Asla ve kâta lens takamazsınız astigmat yüzünden. Gözlüklerinizle iyi geçinmek durumunda kalırsınız.

Pekiiii bu miyop ve astigmat arkadaşlara yaş ilerledikçe bir de yakını görme sorunu eklenirse ne olur?

Küçük puntolu kitaplara veda olurr...

İşte o zaman ahhhh gençlik ahhh diye sızlanmaya başlarsınız. Aslında çok yaşlı falan değilsinizdir. İçinizde saklı duran küçük bir çocuk vardır. Çok şükür bedende bir problem falan yoktur ama gözleriniz yaşlanmaya başlamıştır artık.

Geçenlerde göz doktoruma gittim rutin kontrol için. Bunları konuştuk doktorumla.
Gözler kalbin aynasıdır derler ya;  aynı zamanda gözler insan yaşının da aynası bence.
Tabii herkeste aynı şeyler olacak diye bir durum söz konusu değil. Belki benim gibi okumayı söktüğünden beri sürekli okuyan birinin kaderidir bu.

Küçük puntolu kitaplar okuyamıyorum artık. Bu nedenle okumayı çok isteyip de vazgeçtiğim bir sürü kitap var. Yakında progresif gözlüklerimin üzerine bir de büyüteç koyacağım sanırım. Bu progresif gözlükleri başlangıçta kullanmak zor oluyor ama zamanla alışıyor insan.

Hayat böyle bir şey işte. Nelere alışmıyoruz ki ...