Kategorilenmemiş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kategorilenmemiş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Kasım 2010 Salı

NEWYORK'TA BEŞ MİNARE

273365
Artık alışkanlık haline geldi.

Ne kadar eleştirsek de Mahsun Kırmızıgül yeni bir film yaptığında mutlaka izlemem gerekiyor duygusuna kapılıyorum.

Bu düşünceden hareketle pazar günümüzü bloğumun müdavimi sevgili yeğenim Melis'le birlikte Newyork'ta Beş Minare'ye ayırdık.

Çoğu izleyici benim gibi düşünüyor olmalı ki öğle saatleri olmasına rağmen salon hayli kalabalıktı.

Vizyonda yeni olduğu için filmin konusunu uzun uzun anlatmak istemiyorum.

Film İstanbul - Newyork arasında geçiyor. Ara ara elini Bitlis'e de uzatmış, aslında Bitlis belki de filmin konusunun çıkış kaynağı.

Oyuncuları başarılı buldum.
Özellikle Haluk Bilginer filmin lokomotifi gibiydi. Muhteşem oyunu ile filmi son karesine kadar götürdü.

Mustafa Sandal, Salih Kalyon, Zafer Ergin, Engin Altan Düzyatan' ı da ayrıca kutlamak gerek.

Filmin son sahnesinde Suna Selen gibi bir sanatçıyı görmek çok özeldi.
Suna Selen'in muhteşem oyunu da izleyiciye hediye olmuş sanki.

Aksiyon sahneleri biraz abartılı gibi geldi bana.

Sonu diğer filmlerinde olduğu gibi bitti. Mahsun Kırmızıgül izleyiciyi şaşırtmaktan keyif alıyor olmalı.
Bende ise filmden geriye kalan Haluk Bilginer'in muhteşem performansıyla sergilediği oyunda söylediği şu cümle oldu : Doğduğunda ezanın okunur ama namazın kılınmaz.
Ölünce de namazın kılınır ama ezanın okunmaz
Ve “Hayat ezan ile namaz arası kadar kısa” dır ...

21 Kasım 2009 Cumartesi

HOŞ BULDUM!

images

Günlük hayatın içinde Domuz gribi virüsünden korunmaya çalışarak steril steril yaşarken sevgili bilgisayarıma bilgisayar virüslerinin en kötüsü girmiş de haberimiz olmamış.

Bu o kadar kötü bir virüs ki, hard disk kullanılamaz hale gelmiş. Böylece ben de istemeden bilgisayarımdan ve internet ortamından bir süre uzaklaşmak zorunda kaldım.

Hard diski bulmak birkaç günümüzü aldı. Koskoca şehirde bizim bilgisayara uygun hard disk bulamadık. Neyse şimdi sorun çözüldü, artık yenilenmiş bilgisayarıma kavuştum.

Bilgisayarsız ve internetsiz geçen on gün içinde neler yaptım?

Cevabım kesinlikle, “ Bol bol uzun yürüyüşler yaptım, okunmak için birikmiş kitaplarımı okudum, sinemaya, tiyatroya falan gittim, bilgisayar başında vakit geçirmek meğer ne kadar zaman kaybıymış, kendimi buldum vallahi” şeklinde bir cevap olmayacak, çünkü bu süre içinde bilgisayarın ve internetin hayatımın ayrılmaz parçası olduğunu test edip onayladım:):)

Yazdıklarımı okuyanlar, “ Hadi canım sen de, daha önceleri nasıl yaşıyordun? Hayatında bu zamana kadar bilgisayar ve internet mi vardı?” diye bir soru sorabilirler.

Onlara da cevabım ; “ Evet yoktu ama şimdi iyi ki var” şeklinde kısa ve öz bir cevap olacaktır.

Sözün özü, teknolojiyi seviyorum. Bu teknoloji sayesinde tanıdığım, yüzünü görmediğim halde yazılarını merakla okuduğum arkadaşlarımı ve yazılarını özledim.

İnternet üzerinden gazete okumayı, google da gezmeyi, müzik dinlemeyi, yeni yazılar yazmayı özledim.

Neyse uzatmayayım, hoş geldim, hoş buldum. Bundan sonra kovulsam da gitmem sanırım.

Yaşasın teknoloji.