Aklım zamana sitem eder bazen.Yılların bu kadar hızlı geçmesini kabul edemiyorum galiba.
Geçmişi bize hatırlatan üç şey olduğuna inanırım hep.
Albümler dolusu fotoğraflar, anılar ve bir de eşyalar.
Bu satırları yazarken yılların içinden geçiyorum sanki.
Bir vazo, bir saat ve içinde gül olan kenarları kesik cam çerçeve.
İstanbul'daki evimizdeyim şimdi.
Anneannem anneme kırmızı çiçekli bir vazo getiriyor.
Özel bir gün mü, içinden mi gelmiş de almış hatırlamıyorum.
Çocuğum o zamanlar, annem çok beğeniyor vazoyu.
Salondaki sehpanın üzerine koyuyor.
Yıllar geçiyor, büyüyorum, anneannem bu dünyadan gidiyor.
Vazoyu Antalya'ya getiriyorum.
Aman diyor annem arkamdan, kırılmasın o vazo kızım, anneannenden hatıra.
Sanki vazo kırılırsa annemin de benim de yüreğimizden bir parça kırılacakmış gibi geliyor ikimize de.
Saklıyorum vazoyu yıllarca özenle, vazo kırılmıyor.

Yine İstanbul'dayım. Annemle Kadıköy'de geziyoruz.
İkimiz de mağazanın birinde gördüğümüz saati çok beğeniyoruz.
Hemen alıyor eve getiriyoruz.
Şapkalı saat diyorum ona.
Saatin şapkasının içinde iki tane ampul var.
Akşamları herkes uyuyunca salona geçip o saatin ışıklarında okuyorum kitabımı.
Kızkardeşimle aynı odayı paylaşıyoruz o zamanlar, odada ışık yakıp kitap okumamdan rahatsız oluyor da bizim kız :)
Sonra benimle Antalya'ya geliyor saat.
Oğlum doğduktan sonra hem saat, hem okuma lambası olarak kullanıyorum evimde.
Annemle birlikte aldık ya, İstanbul kokuyor ya özenle saklıyorum saati.

İçinde gül olan kenarları kesik cam çerçeve.
Kardelen bir kadının bana doğum günü hediyesi.
Vefasız kocası yüzünden üç oğlu ile ortada kalan, her şeye rağmen çocuklarını yetiştiren, onları iş güç sahibi yapan, yaşadıklarına meydan okuyan bir kadın o.
Az bulunur onun gibileri, bu yüzden kardelen diyorum ona.
Bu kenarları kırık çerçeve doğum günümde kardelen kadından hediye gelmiş bana, güzel bir dostluğun başlangıcı olmuş yıllar önce.
Üç çocuklu kadın, artık iki gelin bir de torun sahibi şimdilerde.
Diyorum ya zamana sitemim var benim.
Bu kadar hızlı geçmesini aklım kabul etmiyor.
Biliyorum ki üç şey insanı ayakta tutuyor, albümler dolusu fotoğraflar, anılar ve bir de eşyalar...
Ben beyaz dut severdim, sen inadına ve illa ki kara duttan vazgeçmezdin.
Benim gibi doğduğu yıl, tüm dünyada özgürlük rüzgarlarının estiği 60’ lı yılların sonları olanlar için, haliyle 70’li yıllar, çocukluk anılarının birbiri ardına dizildiği dönemler olarak yerleşiyor aklımızın albümlerine.