Geçirdiği helikopter kazası sonucu hayatını kaybeden Kobe Byrant'ın daha önce 17 yaşındaki haline yazdığı ibret alınması gereken mektup...
“Sevgili 17 yaşındaki ben,
Yarın Lakers hayalin gerçek olduğunda, aile ve arkadaşlarına bir şekilde yatırım yapmanın yolunu bulman gerekecek. Bu kulağa çok basit geliyor ve hatta düşünmeden yapılması gereken bir şey olarak düşünüyor da olabilirsin, ama azıcık daha zaman ayırıp biraz daha düşün.
YATIRIM YAP dedim.
VER demedim.
Açıklayayım.
Kardeşlerine ve arkadaşlarına maddi şeyler vermek doğru karar gibi gözükebilir. Onları seviyorsun ve çocukken her zaman yanındaydılar, o yüzden başarın sayesinde eline ne geçiyorsa onlarla paylaşman en doğru şey gibi geliyor. Onlara ev, araba alıyorsun, tüm faturalarını ödüyorsun. Güzel ve rahat bir hayat yaşamalarını istiyorsun, değil mi?
Ama gün gelecek ve her ne kadar doğru şeyi yaptığını düşünsen de, aslında onları geride tutuyordun.
Onlara ilgilenme sebebinin aslında SENİ daha iyi hissettirdiğini, onları dünyayı umursamaz bir şekilde gülerken görmenin SENİ daha mutlu ettiğini anlayacağın zamanlar gelecek – ve bunun sebebi, senin aşırı derecede bencil olman. Kendini memnun ettiğini hissederken, yavaş yavaş onların hayal ve azimlerini tüketiyordun. Hayatlarına maddi şeyler ekleyip duruyordun ama en değerli hediyelerden mahrum bırakıyordun: bağımsızlık ve gelişim.
Ailenin lideri olmak üzere olduğunu anlaman gerekiyor, ve bu kardeşlerin ve arkadaşların o zaman anlamasa da zor kararlar vermeyi de beraberinde getiriyor.
Kobe Bryant Soma faciasının acısını paylaşmıştı!
Helikopter kazasında hayatını kaybeden ABD`li ünlü efsane basketbolcu Kobe Bryant`ın 2014 yılında Soma`da yaşanan maden faciasından sonra yaptığı sosyal medya paylaşımı ölümünün ardından Türkiye`de en çok paylaşılan twitlerden biri oldu.
İlgili Haberi Oku
Geleceklerine yatırım yap, sadece verme.
Başarını, varlığını ve etkini, onları kendi hayalleri ve amaçlarını en iyi şekilde bulabilecekleri pozisyona sokmak için kullan. Onları okullara, iş görüşmelerine sok ve kendi yollarında lider olmalarına yardımcı ol. Onları, seni bu noktaya getiren ve ileri taşıyacak sıkı çalışma ve özveri seviyesine getir.
Sana şu anda bunları yazıyorum ki en kısa zamanda bu sürece başlayabilesin ve o kolaylığa alıştırdığın ve sütten keseceğin kişilere karşı mücadele vermeyesin. Bu alışkanlık ileride sen de dahil herkesten sadece öfke, kızgınlık ve kıskançlık olarak çıkar.
Zaman ilerledikçe, onların bağımsız olarak büyüdüğünü ve kendi hayatlarında, kendi tutkuları olduğunu göreceksin, ve bu da onlarla olan ilişkinin daha iyi olmasıyla sonuçlanacak.
Sana daha yazacağım çok şey olur, ama 17 yaşında sahip olduğun dikkat süresi 2,000 kelimeye yetmez.
Bir dahaki sefer sana yazdığımda, kan ve işin karıştığı mücadelelere de değinebilirim. Sana verebileceğim en önemli tavsiye ise ebeveynlerinin EBEVEYN olarak kalması ve menajerliğe soyunmamaları.
O ilk kontratı imzalamadan önce, ailen için doğru olan, onları güzel bir şekilde yaşatırken senin de işini yükseltebileceğin ve insanları uzun vadeli başarılara sürükleyebileceğin bütçeyi düşün. Bu şekilde, çocuklarının çocukları, ve onların çocukları da zamanı geldiğinde kendi geleceklerine yatırım yapabilir.
Hayatın değişmek üzere ve her şey önüne çok hızlı gelecek. Ama bunu bir başka 9 saatlik antrenman gününden sonra uzanıp anlamak için kendine zaman ver.
Güven bana, işleri başından ayarlamak bugün hala biraz kalan bir sürü gözyaşı ve kalp ağrısını engelleyecek.
Sevgilerimle, KOBE 😥
KOBE BRYANT
ve 13 yaşındaki kızı GİANNA MARİA öldü.
28 Ocak 2020 Salı
17 YAŞA MEKTUP 😢
21 Ocak 2020 Salı
AYAKKABI
O bayram bana ayakkabı almaya karar verdiler.
Hazır ayakkabı satan mağaza yoktu şehirde.
Tek ayakkabı yapan dükkanında ayakkabıcı çıplak ayağımı bir kartonun üzerine koydu, iyice basmamı söyledikten sonra ağzındaki kurşun kalemi eline alıp ayağımın çevresini çizdi.
O ayağımın çizildiği karton benim ayakkabı numaramdı.
Günlerce yeni ayakkabılarımın hayalini kurdum.
Babamın anlattığına göre ayakkabılarım siyah ve bağcıklı olacaktı. Kapının her çalınışında koştum.
Ayakkabılarım bayramdan bir gün önce geldi, siyah-bağcıklı.
O gün onları giymedim.
Bayram gecesi yatağımın altına yerleştirdim yeni ayakkabılarımı. Arada bir kalkıp kutusundan çıkartıyor, yere koyuyor, yukarıdan, yandan, önden bakıp duruyordum.
Parlak ve yuvarlak burnunu gecenin karanlığında kim bilir kaç kez okşadım.
Uyku girmedi gözüme.
Sabahleyin ev ahalisi kalktığında, ayakkabı kutusu kucağımda sandalyede oturuyordum ben.
Ayakkabımı babam giydirdi.
Ayağıma olmamıştı ayakkabılarım, dardı ve canımı yakmıştı.
Ama bunu babama söylemedim.
O "Sıkıyor mu?" diye sordukça "Hayır" yanıtını veriyordum.
"Dar, ayağımı acıtıyor" desem, geri gidecekti ayakkabılarım ve ayakkabıcının hemen bir yeni ayakkabı yapması olanaksızdı.
O bayram sabahı canım yana yana yürüdüm.
Bir süre sonra acı dayanılmaz oldu.
Dişimi sıktım. Topalladım. Soranlara "Dizimi vurdum" dedim, ama ayakkabılarımın ayağımı sıktığını kimseye söylemedim.
Doğrusunu isterseniz yaşam da dar ayakkabıyla yürümektir ...
Kimi zaman dar bir maaş, kimi zaman sevimsiz bir iş...
Kimi zaman bir mekan dar ayakkabı olur bize,
kimi zaman bir çevre,
Kimi zaman bir sokak, ya da bir şehir...
Kimi zaman dostluklar, arkadaşlıklar, beraberlikler bir dar ayakkabıya dönüşür.
Kimi zaman zamandır dar ayakkabı, geçmek bilmez.
Kimi zaman zenginlik, kimi zaman başınızı koyduğunuz yastık...
Canınız yanar. Topallaya topallaya gidersiniz.
Sonradan öğrendim; yaşamın, dar ayakkabıyla yürüyebilme sanatı olduğunu...
Nazım Hikmet Ran
19 Ocak 2020 Pazar
ÇÜNKÜ KEDİ AŞKTIR🐈
KEDİ AŞKTIR❤️😻
Kedi boyun eğmez, anarşisttir.
Kedi özgürdür, yalnızdır.
Kedi suç işler, arkasına bakmadan çeker gider.
Kedi sevmezse sevmez, ukaladır.
Kedinin herkesle işi olmaz, tek tabancadır.
Kedi candır, dokuz candır.
Kedi edepsizdir ama kedi edebidir!
Boşuna değildir Nazım’ın, Özdemir Asaf’ın, Orhan Veli’nin ve nicelerinin kedi üzerine şiirler yazması. Kedinin edebiyata bu kadar yakışmasının altında sadece endamı ya da yerine göre kuyruk sallaması yatmaz; kendine has tavrı, fazla önemli canı yatar…
Bencildir kedi, o bencilliğinden özgündür, özgürdür, çekip gider bir gün…
Benim hayatımda ocakta fokurdayan çaydanlıktır kedi. Sıcaktır, dokundun mu yakar. Önce Mamu’dur, Yoğurt’tur sonra
Ortaçgil’in Büyük Kedileri, Haydar Ergülen’in Üzgün Kediler Gazeli’dir…
Sonra da adını bilmediğim tüm kediler sıralanır dizlerime, dizelerime. Ama bu aslında bir şiir değildir.
Kediler sürprizlidir. Ne yapacakları belli olmaz.
Seversin tırmalar, sevmezsin gelir yanına oturur, senden arsızca sevgi dilenir ama o an incecik kızarmış bir ekmek dilimidir.
Kedileri seven hem çok hem de azdır.
Kediye nankör diyenlerin edebiyatla işi olmaz.
Kediyi sevenlerin kitaplığından kitap eksik olmaz...❤❤
🐈🐈🐈🐈🐈
Kedi boyun eğmez, anarşisttir.
Kedi özgürdür, yalnızdır.
Kedi suç işler, arkasına bakmadan çeker gider.
Kedi sevmezse sevmez, ukaladır.
Kedinin herkesle işi olmaz, tek tabancadır.
Kedi candır, dokuz candır.
Kedi edepsizdir ama kedi edebidir!
Boşuna değildir Nazım’ın, Özdemir Asaf’ın, Orhan Veli’nin ve nicelerinin kedi üzerine şiirler yazması. Kedinin edebiyata bu kadar yakışmasının altında sadece endamı ya da yerine göre kuyruk sallaması yatmaz; kendine has tavrı, fazla önemli canı yatar…
Bencildir kedi, o bencilliğinden özgündür, özgürdür, çekip gider bir gün…
Benim hayatımda ocakta fokurdayan çaydanlıktır kedi. Sıcaktır, dokundun mu yakar. Önce Mamu’dur, Yoğurt’tur sonra
Ortaçgil’in Büyük Kedileri, Haydar Ergülen’in Üzgün Kediler Gazeli’dir…
Sonra da adını bilmediğim tüm kediler sıralanır dizlerime, dizelerime. Ama bu aslında bir şiir değildir.
Kediler sürprizlidir. Ne yapacakları belli olmaz.
Seversin tırmalar, sevmezsin gelir yanına oturur, senden arsızca sevgi dilenir ama o an incecik kızarmış bir ekmek dilimidir.
Kedileri seven hem çok hem de azdır.
Kediye nankör diyenlerin edebiyatla işi olmaz.
Kediyi sevenlerin kitaplığından kitap eksik olmaz...❤❤
🐈🐈🐈🐈🐈
18 Aralık 2019 Çarşamba
KAZANILAN DEĞERLER
EVLADINIZA NE ARABA BIRAKIN NE EV?
Toplantıya gideceğim. Baktım geç kalma ihtimalim var, bindim bir taksiye, muhabbetçi bir arkadaş. O anlatıyor ben dinliyorum. Tam işyerinin önüne geldik. Ankara’da Bakanlıklar. Diyelim ki, taksi parası 9.75 TL tuttu, ben 10 TL uzattım. Hani hepimizin yaşadığı sahne vardır ya, taksici üstünü arıyormuş gibi yapar, siz de para üstünü alabilmek için bir ayak dışarıda, inmemek için debelenirsiniz. Tam o sahne olacak. Şoför, para üstü var mı diye aranmaya başladı.
- Üstü kalsın kardeşim” dedim.
Döndü bana doğru:
- Vaktin var mı ağabey ?” dedi.
- Evet” dedim (tek ayağım hala dışarıda)
Dörtlülere bastı, trafik dört şerit akıyor, indi araçtan. Önde bir büfe var. Gitti oraya, bir şeyler konuşup geldi. Bana 25 krş uzattı. Belli ki para bozdurmuş.
- Birader” dedim,”9.75 değil,10.50 yazsa ister miydin 50 kuruş benden?”
- “Ne alacağım ağabey 50 kuruşu!”
- Peki, niye gittin 25 kuruş için o kadar uğraştın. Üstü kalsın demiştim.”
Döndü bana, attı kolunu arkaya:
- “Vaktin var mı ağabey?”
- “Var.”
- Çek kapıyı o zaman.”
5 dakika konuştuk. İngiltere’de Profesöründen, bilmem kiminden eğitimler aldım. O taksicinin 5 dakikada öğrettiklerini, İngiliz hocalar haftalarca verdikleri derslerde öğretemediler:
- “Ağabey biz Keçiören’de 5 kardeşiz. Babam rençberdi, günlük yevmiyeye giderdi; artık inşaat falan bulursa çalışır gelir, o gün iş bulamamışsa, biz eve gelişinden, yüzünden anlardık.”
“Durumumuz hiç iyi olmadı. Akşam yer sofrasında yemek yerdik. Yemek bitince babam bize” Durun kalkmayın” derdi. Önce dua ederdik sonra babam bize sofrada konuşma yapardı.”
“Aha” dedim, “Bizim meslekten”, seminerci.
- “Ne anlatırdı baban ?”
- “Hayatta nasıl başarılı olunur ?”
” O gün inşaata çağırmazlarsa eve para getiremiyor, sonra çocuklara hayatta başarı teknikleri anlatıyor.”
- Babam işe gidince büyük ağabeyimiz onu taklit ederdi, delik bir çorapla pantolonun ceplerini çıkarır, dört kardeşi karşısına alıp “Dürüst olun, evinize haram lokma sokmayın” diye anlatırken, biz de gülerdik. Annem kızardı,”Babanızla alay etmeyin. O, hem dürüst hem de çalışkandır” derdi. Yan evde iki kardeş var, onların babası zengin. Babaları birahane işletiyor, ama adamda her numara vardı, kumar falan oynatırdı. Bizim yeni hiç bir şeyimiz olmadı, hep o ikisinin eskilerini kullandık. O amca mahalleden geçerken biz 5 kardeş ayağa kalkardık, çünkü bize bahşiş verirdi. Babam eve gelince ayağa kalkmazdık. Çünkü hediye, para falan hak getire. Ağabey biz babamı kaybettik. Altı ay içinde yandaki baba da öldü. Yandaki baba iki çocuğa 5 katlı bir apartman, işleyen birahane, dövizler ve araziler bıraktı. Bizim baba ne bıraktı biliyor musunuz?”
- “Ne bıraktı?”
- “Bakkal veresiyesi ve konuşmalarını bıraktı : “Evladım işinizi dürüst yapın, hakkınız olmayan parayı almayın.” Falan filan…
“Ağabey, aradan 15 yıl geçti…”
“Diğer babanın 2 oğlu şu anda cezaevindeler, ne ev kaldı ne birahane. Ailesi dağıldı.”
“Biz 5 kardeş, beşimizin Keçiören de taksi durağında birer taksisi var. Hepimizin birer ailesi, çoluk çocuğu, hepimizin birer dairesi var.”
“Geçenlerde büyük ağabeyimiz bizi topladı ve dedi ki :
- “Asıl mirası bizim baba bırakmış.”
“Hepimiz ağladık. 5 kardeş taksiciliğe başladığımızdan beri, taksimetrenin yazmadığı 10 kuruşu evimize sokmadık. Her şeyimiz var Allah’a şükür.”
Çok duygulandım, veda ettim. Tam ineceğim:
- “Dur ağabey, asıl bomba şimdi!”
- Nedir bomban ?”
- Nerede oturuyoruz biliyor musun ? O iki kardeşin oturduğu 5 katlı apartmanı biz aldık. 5 kardeş orada oturuyoruz.”
Evladınıza ne araba bırakınız, ne ev, ne de başka bir miras. Evlada sadece değer kavramları bırakınız.
Bakın iki baba da evlatlarına değer kavramları bırakmışlar.
****
.Blog Not : Bazen öyle güzel yazılarla karşılaşyorum ki duygularıma tercüman ...
Hayatta para, mal mülk vs den çok daha değerli olan kazanılan değerler olmalı...
Doğruluk, dürüstlük, sevgi bağları, kardeslik duyguları
gibi.
Para kazanılır, mülk edinilir ama insanın güzel değerlere sahip olması gerektiği sonradan öğrenilmiyor maalesef ...!!
Toplantıya gideceğim. Baktım geç kalma ihtimalim var, bindim bir taksiye, muhabbetçi bir arkadaş. O anlatıyor ben dinliyorum. Tam işyerinin önüne geldik. Ankara’da Bakanlıklar. Diyelim ki, taksi parası 9.75 TL tuttu, ben 10 TL uzattım. Hani hepimizin yaşadığı sahne vardır ya, taksici üstünü arıyormuş gibi yapar, siz de para üstünü alabilmek için bir ayak dışarıda, inmemek için debelenirsiniz. Tam o sahne olacak. Şoför, para üstü var mı diye aranmaya başladı.
- Üstü kalsın kardeşim” dedim.
Döndü bana doğru:
- Vaktin var mı ağabey ?” dedi.
- Evet” dedim (tek ayağım hala dışarıda)
Dörtlülere bastı, trafik dört şerit akıyor, indi araçtan. Önde bir büfe var. Gitti oraya, bir şeyler konuşup geldi. Bana 25 krş uzattı. Belli ki para bozdurmuş.
- Birader” dedim,”9.75 değil,10.50 yazsa ister miydin 50 kuruş benden?”
- “Ne alacağım ağabey 50 kuruşu!”
- Peki, niye gittin 25 kuruş için o kadar uğraştın. Üstü kalsın demiştim.”
Döndü bana, attı kolunu arkaya:
- “Vaktin var mı ağabey?”
- “Var.”
- Çek kapıyı o zaman.”
5 dakika konuştuk. İngiltere’de Profesöründen, bilmem kiminden eğitimler aldım. O taksicinin 5 dakikada öğrettiklerini, İngiliz hocalar haftalarca verdikleri derslerde öğretemediler:
- “Ağabey biz Keçiören’de 5 kardeşiz. Babam rençberdi, günlük yevmiyeye giderdi; artık inşaat falan bulursa çalışır gelir, o gün iş bulamamışsa, biz eve gelişinden, yüzünden anlardık.”
“Durumumuz hiç iyi olmadı. Akşam yer sofrasında yemek yerdik. Yemek bitince babam bize” Durun kalkmayın” derdi. Önce dua ederdik sonra babam bize sofrada konuşma yapardı.”
“Aha” dedim, “Bizim meslekten”, seminerci.
- “Ne anlatırdı baban ?”
- “Hayatta nasıl başarılı olunur ?”
” O gün inşaata çağırmazlarsa eve para getiremiyor, sonra çocuklara hayatta başarı teknikleri anlatıyor.”
- Babam işe gidince büyük ağabeyimiz onu taklit ederdi, delik bir çorapla pantolonun ceplerini çıkarır, dört kardeşi karşısına alıp “Dürüst olun, evinize haram lokma sokmayın” diye anlatırken, biz de gülerdik. Annem kızardı,”Babanızla alay etmeyin. O, hem dürüst hem de çalışkandır” derdi. Yan evde iki kardeş var, onların babası zengin. Babaları birahane işletiyor, ama adamda her numara vardı, kumar falan oynatırdı. Bizim yeni hiç bir şeyimiz olmadı, hep o ikisinin eskilerini kullandık. O amca mahalleden geçerken biz 5 kardeş ayağa kalkardık, çünkü bize bahşiş verirdi. Babam eve gelince ayağa kalkmazdık. Çünkü hediye, para falan hak getire. Ağabey biz babamı kaybettik. Altı ay içinde yandaki baba da öldü. Yandaki baba iki çocuğa 5 katlı bir apartman, işleyen birahane, dövizler ve araziler bıraktı. Bizim baba ne bıraktı biliyor musunuz?”
- “Ne bıraktı?”
- “Bakkal veresiyesi ve konuşmalarını bıraktı : “Evladım işinizi dürüst yapın, hakkınız olmayan parayı almayın.” Falan filan…
“Ağabey, aradan 15 yıl geçti…”
“Diğer babanın 2 oğlu şu anda cezaevindeler, ne ev kaldı ne birahane. Ailesi dağıldı.”
“Biz 5 kardeş, beşimizin Keçiören de taksi durağında birer taksisi var. Hepimizin birer ailesi, çoluk çocuğu, hepimizin birer dairesi var.”
“Geçenlerde büyük ağabeyimiz bizi topladı ve dedi ki :
- “Asıl mirası bizim baba bırakmış.”
“Hepimiz ağladık. 5 kardeş taksiciliğe başladığımızdan beri, taksimetrenin yazmadığı 10 kuruşu evimize sokmadık. Her şeyimiz var Allah’a şükür.”
Çok duygulandım, veda ettim. Tam ineceğim:
- “Dur ağabey, asıl bomba şimdi!”
- Nedir bomban ?”
- Nerede oturuyoruz biliyor musun ? O iki kardeşin oturduğu 5 katlı apartmanı biz aldık. 5 kardeş orada oturuyoruz.”
Evladınıza ne araba bırakınız, ne ev, ne de başka bir miras. Evlada sadece değer kavramları bırakınız.
Bakın iki baba da evlatlarına değer kavramları bırakmışlar.
****
.Blog Not : Bazen öyle güzel yazılarla karşılaşyorum ki duygularıma tercüman ...
Hayatta para, mal mülk vs den çok daha değerli olan kazanılan değerler olmalı...
Doğruluk, dürüstlük, sevgi bağları, kardeslik duyguları
gibi.
Para kazanılır, mülk edinilir ama insanın güzel değerlere sahip olması gerektiği sonradan öğrenilmiyor maalesef ...!!
14 Kasım 2019 Perşembe
MUZ
‘
’Baba bana muz alır mısın?’’ dedi.
Adam sessizce ‘’Söz kızım para kalırsa bu hafta alacağım sana’’ deyip ilerledi, ama tam arkasındaki beni farketmedi.
Pazarcı abiye dedim ki "Bu adam ile çocuğuna iyi bak. Şimdi 2 kilo muz tart. Birazdan senin tezgahın önünden geçerse ve durup muz almazsa abi diye seslen. Sonra ona " Hani geçen hafta bozuk yok diye para üstü verememiştim ya. İstersen muz vereyim, helâlleşelim" diyeceksin. O baba çocuğun yanında rencide olmasın.
Ama canı muz çekmiş, aklında kalmasın.
Eğer böyle yaparsan hem sevaba girersin, hem de bereketlenirsin.
Söz fazla fazla vereceğim, 10 kilo da ben alıp götüreceğim. Şimdi ben arka taraftan sizi seyredeceğim...
Abi kızını diğer tarafa almış, geçiyor. Kızı muz tezgahını görmesin istiyor.
Pazarcı abi tam da dediğimi yaptı. O küçük kız o poşeti babasına bırakmadı, kendisi taşıdı. Aslında babası anlamıştı. Pazarcı bir hayır yapmak için bu oyunu tasarlamıştır diye sanmıştı. Başı önde yürüdü gitti.
Son bir defa dönüp sessizce gözleri ile teşekkür etti. Pazarcı abiye uzattım parayı almadı.
Gözyaşlarını saklamak için arkasına bakmaktaydı. Birini mutlu etmek bu kadar kolaydı. Ama bütün mesele aynı zamanda da babayı utandırmamaktı.
Çok şükür bu da kısmet oldu. İçimiz huzur ile doldu.
Aslında 7,5 TL idi kilosu. Ama işte olmayınca olmuyordu.
En çok beni etkileyen de bir tane yemek isteyen kızına ‘’Evde ye kızım, belki alamayan vardır; olur mu? ‘’ diyen baba oldu…
( Alıntı )
Blognot : Bilinen bir hikayedir, gerçek midir kurgu mudur bilemem.
Bildiğim iyi insanların var olduğudur ve dünyanın yükü iyi insanların omuzlarındadır . !!!
Adam sessizce ‘’Söz kızım para kalırsa bu hafta alacağım sana’’ deyip ilerledi, ama tam arkasındaki beni farketmedi.
Pazarcı abiye dedim ki "Bu adam ile çocuğuna iyi bak. Şimdi 2 kilo muz tart. Birazdan senin tezgahın önünden geçerse ve durup muz almazsa abi diye seslen. Sonra ona " Hani geçen hafta bozuk yok diye para üstü verememiştim ya. İstersen muz vereyim, helâlleşelim" diyeceksin. O baba çocuğun yanında rencide olmasın.
Ama canı muz çekmiş, aklında kalmasın.
Eğer böyle yaparsan hem sevaba girersin, hem de bereketlenirsin.
Söz fazla fazla vereceğim, 10 kilo da ben alıp götüreceğim. Şimdi ben arka taraftan sizi seyredeceğim...
Abi kızını diğer tarafa almış, geçiyor. Kızı muz tezgahını görmesin istiyor.
Pazarcı abi tam da dediğimi yaptı. O küçük kız o poşeti babasına bırakmadı, kendisi taşıdı. Aslında babası anlamıştı. Pazarcı bir hayır yapmak için bu oyunu tasarlamıştır diye sanmıştı. Başı önde yürüdü gitti.
Son bir defa dönüp sessizce gözleri ile teşekkür etti. Pazarcı abiye uzattım parayı almadı.
Gözyaşlarını saklamak için arkasına bakmaktaydı. Birini mutlu etmek bu kadar kolaydı. Ama bütün mesele aynı zamanda da babayı utandırmamaktı.
Çok şükür bu da kısmet oldu. İçimiz huzur ile doldu.
Aslında 7,5 TL idi kilosu. Ama işte olmayınca olmuyordu.
En çok beni etkileyen de bir tane yemek isteyen kızına ‘’Evde ye kızım, belki alamayan vardır; olur mu? ‘’ diyen baba oldu…
( Alıntı )
Blognot : Bilinen bir hikayedir, gerçek midir kurgu mudur bilemem.
Bildiğim iyi insanların var olduğudur ve dünyanın yükü iyi insanların omuzlarındadır . !!!
23 Ekim 2019 Çarşamba
ZAMANIN DEĞERI
10 yılın değerini anlamak için,
yeni boşanmış çifte sorun !
4 yılın değerini anlamak için,
Şu anda ayrı olan lise aşıklarına sorun!
1 yılın değerini anlamak için,
Final sınavını geçemeyen bir öğrenciye sorun !
9 ayın değerini anlamak için
yeni doğum yapmış bir anneye sorun !
1 ayın değerini anlamak için,
Dünyaya prematüre bebek getiren bir anneye sorun !
1 haftanın değerini anlamak için,
Haftalık derginin editörüne sorun!
1 saatin değerini anlamak için,
buluşmak için birbirini bekleyen aşıklara sorun !
1 dakikanın değerini anlamak için,
uçak, tren, veya otobüsü kaçıran birine sorun !
1 saniyenin değerini anlamak için,
Kaza geçirmiş bir insana sorun !
1 milisaniyenin değerini anlamak için,
Olimpiyatlarda gümüş madalya almış birine sorun !
Zaman kimseyi beklemez.
Sahip olduğunuz her an hazinedir...
****
Yıllardır internette karşıma çıkar bu şahane yazı ...
Ne çok severim blog sayfamda da paylaşayım .
Zaman bana göre izafî bir kavram .
Belki de zaman diye bir kavram yok.
Herbirimiz boşlukta bir noktayız.
Yıllar ve anlar birbirine eşit belki de ...
Yoksa günlerin, ayların, mevsimlerin aceleleri varmış gibi birbirlerini kovalamalarını nasıl açıklayabiliriz?
10 Ekim 2019 Perşembe
GEÇ ÖĞRENDIM
Kırklı yaşlardan sonraki farkındalıklarım..
Bazı şeyler için artık sabrım yok; ukala biri haline geldiğim için değil, aksine hayatımda artık beni mutsuz eden ya da üzen şeyler ile vaktimi daha fazla kaybetmek istemediğim bir noktaya ulaştığım için.
Laf sokmalara, haddinden fazla eleştirilere ve hangi türden olursa olsun talep ve beklentilere artık sabrım yok.
Benden hoşlanmayan insanları memnun etmeye, beni sevmeyen insanları sevmeye ve bana gülümsemeyen insanlara gülümsemeye yönelik arzumu kaybettim.
Artık yalan söyleyen ve beni yönetmek isteyen insanlara bir tek dakika bile harcamak istemiyorum.
Oyunların, ikiyüzlülüğün, sahtekarlıkların ve ucuz övgülerin olduğu ortamlarda bulunmak istemiyorum.
Çok bilmişliğe ve akademik ukalalığa tahammülüm yok. Aynı şekilde boş dedikodulara da bulaşmak istemiyorum.
Uyuşmazlıklardan ve karşılaştırmalardan nefret ediyorum. Farklılıklardan, hatta zıtlıklardan oluşan bir dünyaya inanıyorum, bu nedenle katı ve toleransı olmayan olan insanlardan kaçınıyorum.
Arkadaşlıkta sadakatsizlikten ve ihanetten hoşlanmıyorum.
Birisine nasıl iltifat edileceğini ya da cesaretlendirmek için ne diyeceğini bilmeyen insanlarla bir arada olamıyorum. Abartılar beni sıkıyor.
Ve her şeyin de üzerinde, sabrımı hak etmeyen hiç kimseye sabrım yok..
"Merly Streep"
*****
Canım Marly Streep
Ne güzel yazmış .
Sanki benim duygularım ...
Demek ki yaş aldıkça insanın duyguları bu yönde değişiyor ...
Bugün Gonca Vuslateri ' nin fotoğrafı eşliğindeki bu cümleyi okuduktan sonra Marly Streep in yazısını görmek hoşuma gitti.
Çünkü yaş aldıkça kendini daha çok seviyor insan.
Kendimizden bir tane daha yok zira ☺️♥️🙋♀️
Bazı şeyler için artık sabrım yok; ukala biri haline geldiğim için değil, aksine hayatımda artık beni mutsuz eden ya da üzen şeyler ile vaktimi daha fazla kaybetmek istemediğim bir noktaya ulaştığım için.
Laf sokmalara, haddinden fazla eleştirilere ve hangi türden olursa olsun talep ve beklentilere artık sabrım yok.
Benden hoşlanmayan insanları memnun etmeye, beni sevmeyen insanları sevmeye ve bana gülümsemeyen insanlara gülümsemeye yönelik arzumu kaybettim.
Artık yalan söyleyen ve beni yönetmek isteyen insanlara bir tek dakika bile harcamak istemiyorum.
Oyunların, ikiyüzlülüğün, sahtekarlıkların ve ucuz övgülerin olduğu ortamlarda bulunmak istemiyorum.
Çok bilmişliğe ve akademik ukalalığa tahammülüm yok. Aynı şekilde boş dedikodulara da bulaşmak istemiyorum.
Uyuşmazlıklardan ve karşılaştırmalardan nefret ediyorum. Farklılıklardan, hatta zıtlıklardan oluşan bir dünyaya inanıyorum, bu nedenle katı ve toleransı olmayan olan insanlardan kaçınıyorum.
Arkadaşlıkta sadakatsizlikten ve ihanetten hoşlanmıyorum.
Birisine nasıl iltifat edileceğini ya da cesaretlendirmek için ne diyeceğini bilmeyen insanlarla bir arada olamıyorum. Abartılar beni sıkıyor.
Ve her şeyin de üzerinde, sabrımı hak etmeyen hiç kimseye sabrım yok..
"Merly Streep"
*****
Canım Marly Streep
Ne güzel yazmış .
Sanki benim duygularım ...
Demek ki yaş aldıkça insanın duyguları bu yönde değişiyor ...
Bugün Gonca Vuslateri ' nin fotoğrafı eşliğindeki bu cümleyi okuduktan sonra Marly Streep in yazısını görmek hoşuma gitti.
Çünkü yaş aldıkça kendini daha çok seviyor insan.
Kendimizden bir tane daha yok zira ☺️♥️🙋♀️
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






