Gelincik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gelincik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ekim 2011 Çarşamba

GELİNCİK İNSAN ÖMRÜ GİBİDİR



Bu dünyadan geçen herkesin bir öyküsü var.

Onun da  sadece kendinin bildiği, kimsenin bilmediği bir öyküsü vardı.

Dünya ikinci  bir savaşa hazırlanırken; kasaba görünümündeki sahil kentinde doğmuştu.  İki erkek çocuktan sonra kız olduğu için annesinin kıymetlisiydi.

Annesi devlet hastanesinde terziydi.
 Kendini çocuklarının geçimine adamıştı.
Babası da geçimini denizden sağlıyordu.
Eğer iyi bir balık tutarsa kazandığı paraları, gromofon, taş plaklar ve şaraba yatırmaktan çekinmiyordu. Üç çocuğun yükü annenin üzerindeydi.

Babasından göremediği sevgiyi en büyük ağabeyinden gördüğünden ona ayrı bir düşkünlüğü vardı. Ağabeyi askeri okula gittikten sonra günlerce sessizce ağlamasının nedeni buydu.

Gelincikleri çok severdi; bu çiçeklere neden gelincik dendiğini merak ederdi, bir gün annesi eski gelinliklerin kırmızı olduğundan söz etmişti ; belki de ondan adı gelincikti bu kırmızı çiçeklerin. Gelincikleri bu kadar severken, hiç bir zaman gelin olamayacağını henüz bilmiyordu.

Zaman hızla geçiyordu, ağabeyi okulunu bitirip asker olmuştu.
O da zamanını dikiş dikerek, dantel işleyerek ve yemek yaparak geçiriyordu. Mahallede becerikliliği dillere destandı.
Yalnız bir problem vardı. Büyüyüp gelişemiyordu.

On dokuz yaşına gelmişti ama on yaşında bir kız görünümündeydi. Annesinin götürmediği doktor kalmadı ama hastalığına çare bulunamıyordu.

Kendi de durumunun farkındaydı. Bu arada ağabeyi evlenmişti. Yengesi kendinden bir yaş büyüktü. Çok sevmişti yengesini, yengesi de onu. Şimdi tek dileği ağabeyinin çocuğunu görmekti, hala olmaktı.

Ol-a-madı...

Önce annesini kaybetti, altı ay sonra da babasını.

Küçük, gelişmemiş omuzları bu kadar ağır kaybı taşıyamadı.
Babasının ölümünden bir süre sonra o da gitti bu dünyadan. Öldüğünde yirmibeş yaşındaydı.

Ne büyüyebilmiş, ne gelin, ne anne, ne de hala olamamıştı. Hayat yolunun ilk çeyreğinde gitmişti bu dünyadan.

Yıllar sonra ağabeyinin bir kızı oldu; yıllar geçti, kız büyürken  halasını hep merak etti, onu tanıyanlardan halasını dinledi. Dinledikçe hiç görmediği halasını daha da çok sevdi.
Sonra halasının anısına bir şeyler yazmak istedi; ortaya okumakta olduğunuz satırlar çıktı.

*********

**Gelincik insan ömrü gibidir.
Dünü vardır yaşamıştır.
Bugünü vardır, yaşıyordur
Ama yarını belli değildir ...

** Japonların gelincik için söylediği bir söz.