26 Ağustos 2019 Pazartesi

TAD ALMAK

“Talih insana bütün nimetlerini verse, onları tadabilecek bir ruh gerekir. Bizi mutlu eden; bir şeyin sahibi olmak değil, tadına varmaktır.”
Montaigne


Ne güzel söylemiş Montaigne ...
Ağustosun son haftası mutlulukla ve güzelliklerin tadına vararak geçsin
Keyif aldığımız insanlarla olalım, keyif alacağımız şeyler yapalım ...

Bedenden çok ruhun tad alması, ruhun keyifli olması değerli ...

 👌🍃📚🍃📖🥰

24 Ağustos 2019 Cumartesi

NAMUS BENİMDİR









Kendisini pazarlamaya çalışan kocasını öldüren Çilem Doğanın tarihi savunması ; .
" Erkekler takım elbise giyip önüne bakınca cezası iniyor, benim takımım, kravatım yok, annem apar topar bu tişörtü bulabilmiş.

Bir de ne yalan söyleyeyim hayatta kalmış olmanın saklayamadığım bir sevinci var içimde.

 Şu adliye koridorlarında yüzüm mor şekilde çok dolaştım koruma kararları için.

Başka bir seçeneğim kalmamıştı.

O ölmese ben ölecektim.

 O size beni pazarlamaya karar verdiğini söylemeyecekti başka adamların koynuna beni sokma planlarını anlatmayacaktı benim patlıcan fazla pişti diye perdeler azıcık kirlendi diye masada kırıntı kaldı diye yediğim dayakları söylemeyecekti.

Kaç kere hastanelik olduğumdan bahsetmeyecekti.

 Çay bahçesinde çekilmiş bir fotoğrafım var.

 Biraz yan gülmüşüm.

Belki de o fotoğrafı gösterip namussuz karılar gibi çıkmış filan diyecekti.

Karısını başka adamlara satan o değilmiş gibi “namusumu temizledim” diyecekti.

Siz onu 3-5 yılla yargılayıp namusu kirlendi diye mazur görüp yandan gülüşümü tahrik sayıp bir de üzülecektiniz adama.

Oysa namus benimdir Hakim Bey, bir kağıda imza attık diye kimselere bırakmam."
Kendisini pazarlamaya çalışan kocasını öldüren Çilem Doğanın tarihi savunması ; .
" Erkekler takım elbise giyip önüne bakınca cezası iniyor, benim takımım, kravatım yok, annem apar topar bu tişörtü bulabilmiş.

Bir de ne yalan söyleyeyim hayatta kalmış olmanın saklayamadığım bir sevinci var içimde.

 Şu adliye koridorlarında yüzüm mor şekilde çok dolaştım koruma kararları için.

Başka bir seçeneğim kalmamıştı.

O ölmese ben ölecektim.

 O size beni pazarlamaya karar verdiğini söylemeyecekti başka adamların koynuna beni sokma planlarını anlatmayacaktı benim patlıcan fazla pişti diye perdeler azıcık kirlendi diye masada kırıntı kaldı diye yediğim dayakları söylemeyecekti.

Kaç kere hastanelik olduğumdan bahsetmeyecekti.

 Çay bahçesinde çekilmiş bir fotoğrafım var.

 Biraz yan gülmüşüm.

Belki de o fotoğrafı gösterip namussuz karılar gibi çıkmış filan diyecekti.

Karısını başka adamlara satan o değilmiş gibi “namusumu temizledim” diyecekti.

Siz onu 3-5 yılla yargılayıp namusu kirlendi diye mazur görüp yandan gülüşümü tahrik sayıp bir de üzülecektiniz adama.

Oysa namus benimdir Hakim Bey, bir kağıda imza attık diye kimselere bırakmam."
#eminebulut

Alıntıdır...

20 Ağustos 2019 Salı

SAĞLIKLI YAŞAM ÖNERİLERİ 🤣

Sağlıklı yaşam avakado yemekle olmuyor.🤣

Şekeri, unu hayatından çıkartmak da hikaye. 😂

Önce tititizlikle insan eleyeceksin hayatından,

 az insan çok huzur 👍👍

Enerjini emenleri,

teşekkür etmeyi ve özür dilemeyi bilmeyenleri,

şişmiş egolarıyla kendini dünyanın merkezi zannedenleri ,,,karaktersizleri,

Y A L A N  C I L A R I ,

İnsan kılığına girmiş yılanları,

hesapçıları kapı dışarı edince oluyor...

Huzurun yoksa probiyotik kullanmak boşuna ....🤣🤣🤣🤣


12 Haziran 2019 Çarşamba

Nazilli Tren İstasyonu'nda, treni karşılamak için bekleyen insanların arasındayız.. Ankara'dan gelen trenin son vagonundan inen İsmet İnönü, peronda kendisini karşılayan insanların elini sıkarken, bir çocuk ilişir gözüne..

Beş-altı yaşlarında olan çocuk, elinde testi ve bardakla su satmaktadır. Çocuktan su isteyen İnönü, bardağı teslim ettikten sonra kendisine sorulan bir soruyu yanıtlayıp başını geri çevirdiğinde, çocuğun yerinde olmadığını görür..

İnönü'nün kasabaya gelişinin nedeni, Kurtuluş Savaşı yıllarında Ege dağlarında işgal ordusuna karşı savaşan "Mahmut'un Ali Efe"yi Sultanhisar'daki evinde ziyaret etmektir. Efe'nin evine gelen İnönü'yü bir sürpriz bekler ;

Nazilli İstasyonu'nun kalabalığında bir an görünüp kaybolan su satan çocuk orada, Mahmut'un Ali Efe'nin kapısının önünde gülümsemektedir. Efe'nin komşusu Terzi Mustafa Bey'in oğlu olan çocuğa adını sorar İnönü : "Hulusi Samim, efendim."
Hulusi Samim, o anı hayatı boyunca hiç unutmayacaktır...

En çok da mutlaka okumasını söyleyen İnönü'nün okul masrafları için kendisine verdiği 100 lirayı..

Nazilli İlkokulu'nu bitiren Hulusi Samim, girdiği öğretmen okulu sınavlarında Türkiye birincisi olur. Ne var ki babasının maddi gücü yoktur. Terzi olduğu için "Kesim" soyadını alan babası Mustafa Bey'in bir meslektaşı girer devreye ve Hulusi Samim onun katkısıyla Ortaklar Öğretmen Okulu'na kaydedilir..

1961 yılında, arkadaşlarına her hafta evlerinden zarf içinde gelen harçlıklar dağıtılırken, böyle bir anı hiç yaşamamış olmanın hüznüyle mezun olur okuldan.. Önce Aydın, Atça ilçesi, Kılavuzlar Köyü ilkokulunda görev alır. Ardından Diyarbakır Kayagediği köyüne atanır. Öğretmenlikteki başarısı öne çıkınca, MEB'nın Halk Eğitim Müdürlüğü'nde görev almak üzere Ankara'ya davet edilir. Bunu fırsat bilerek, Ankara Üniversitesi Kamu Yönetimi'ne kayıt yaptırır..

Memuriyeti ve öğrenciliği nedeniyle yoğun çalışma temposu içinde bir yandan da ders kitapları kaleme alır.. İlkokul ve ortaokulda okutulan "Sosyal Bilgiler" ve "İnkılap Tarihi" kitaplarının kapağında onun adı Samim Kesim yazmaktadır artık..

Özel yayınevleri kendileriyle çalışması için teklif üstüne teklif yapar. O, hiç tereddüt etmeden şu yanıtı verir : "Beni devlet okuttu.Eğitim hayatımı devletin bursu sayesinde tamamladım. Yazdığım kitaplardan telif alamam.."

Kız meslek liselerine alınacak dikiş makineleri için görevlendirilir.. Açılan ihaleyi kazanan firma temsilcisi Hulusi Samim Bey'e ev adresini vermesini ister. "Neden ?" siye sorduğunda, hediye olarak o yıllarda çok zor satın alınan bir televizyon gönderecekleri yanıtını alır. O an, elindeki tüm belgeleri yırtar ve ihalenin iptal edildiğini söyler..

Gazi Üniversitesi Müzik Öğretmenliği Bölümünde öğrenci olan kızı Feray, bardaktan boşanırcasına yağmurun yağdığı bir akşam vakti okuldan çıkar..

Önünden geçen arabaların yağmur sularını üstüne sıçratması yetmediği gibi, belediye otobüsü de durağa gelmekte gecikmiştir. Babasının arabasının geldiğini görünce rahat bir nefes alır.. Sıkıntısı sona erecek, ıslanmak bir yana, soğuk kış günü üşümekten de kurtulacaktır. Otobüs durağına yanaşan araba yavaşlayarak durur ve arka camı usulca aşağı doğru açılır. Pencerede bir şemsiye görünür !..

Şemsiyeyi uzatan Samim Bey, "Al kızım," diye seslenir, sonra da camı kapanan araba uzaklaşır duraktan..

Eve uzun bir süre sonra, sırılsıklam dönen Feray, masasına oturmuş yazdığı yeni ders kitabı için çalışmakta olan babasına dargın ve kızgın bir dille seslenir : "Baba, ne yaptın sen bu akşam ?"

"-Ne yaptım kızım ?"

"Yağmur altında ıslandığımı gördüğün hâlde beni arabana almadın.."

"-O araba benim değil ki kızım, devletin.. Benim olan şemsiyeydi ve yağmurdan korunman için onu sana verdim..
İnternetten alıntıdır kaynağını Bilmiyo rum. Çok beğendiğim için Paylaş tim 

16 Nisan 2019 Salı

ÖNCE SEN



Kimi istersen onu seç ama önce kendini seç.
Kendin için yaşa, kendin için sev, kendin için aşık ol...
Kendini beğen ve kendini dinle her zaman.
Ancak o zaman bulabilirsin mutluluğun formülünü.

Düşün ki; çok seviyorsun dans etmeyi.
Ruhunu doyuruyorsun ve hayatın vazgeçilmezleri arasında.
Öyleyse dans et.

Durma, kimsenin seni engellemesine izin verme.
”Ne derler” diye düşünme, bırak konuşsunlar.
Sen mutlu olacaksın gerisinin önemi yok.

Kendini yollara mı vurmak istiyorsun bin ilk otobüse.
Nereye gittiğine bile bakma, çık yola.
Bir haber ver yeter, nereye gittiğini soranlara
“Kendime gidiyorum” de.
Kes dünyayla iletişimini ne olur?
Bir mola yerinde pilav üstü kuru yerken alacağın tadı düşün.
Kayboluşlar insan kendini buldurur bazen.
Hem keşfetmek diye de bir şey var bu dünyada.
Serüvenci bir ruhun varsa bundan kime ne?
Bir kaşif olmanın hazzını yaşa.
Geride kalanları unutma elbette ama onlar da beklemeyi bilsinler.

Eskileri çıkar üzerinden ve kendin seçip aldığın kıyafeti giyerek git evine.
Şaşırsınlar.
“Bu da nereden çıktı şimdi?” diyene
“Kendim için
aldım, kendime aldım” de gitsin.
Boşver gerisini…
Kim kötü düşünürse düşünsün aldırma
kötü düşünce kötü söz gibi sahibini bağlar.
Sen başla şarkı söylemeye.
Bağıra bağıra söyle hem de.
Şarkının sözlerini bilmiyorsan uydur ne olacak ki?
Merak etme kınamazlar seni.
Kınarlarsa da bu onların sorunu sen eğleniyorsun ya…
Kendi besteni kendin yap kendi sözünü kendin yaz ve söyle. ”Bu şarkı da nereden çıktı? diye sorarlarsa
“Kendime yazdım” de…
Ne yaparsan kendin için yap kendini eğlendir önce.
Sen mutlu ol ki senin mutluluğun başkalarını da mutlu etsin.
Mutluluk kendine bulaştırmadan başkalarına dağıtabileceğin bir şey değil UNUTMA..

11 Nisan 2019 Perşembe

ADALETİNLE BİN YAŞA





Bir gün Karakuşi Kadı, bir fırının önünden geçerken, burnuna güzel bir koku gelmiş.
Vitrinde güveç içinde nar gibi kızarmış, sahibini bekleyen nefis bir ördek duruyor.
 Karakuşi Kadı, fırıncıya 'Ben bunu aldım' demiş.
Kadıya itiraz edilir mi? Fırıncı hemen ördeği paket yapıp vermiş.
Az sonra ördeğin sahibi gelmiş: 'Hani bizim ördek?' diye sormuş.

Fırıncı boynunu büküp 'Uçtu' deyince, iş kavgaya dönüşmüş. Kavga sırasında fırıncı, araya giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü çıkarmış; korkusundan kaçmaya başlamış. Gayrimüslim vatandaş da peşinde koşuyor.

Duvardan atlarken, öteki taraftaki hamile bir kadının üstüne düşmez mi! Kadın oracıkta düşük yapmış; kocası da fırıncının peşine düşmüş.

Fırıncının çarpıp devirdiği Yahudi bir vatandaş da kızıp peşlerine takılmış...

Sonunda duruma müdahale eden zaptiyeler, hepsini yakalayarak Karakuşi Kadı'nın karşısına çıkarmışlar.
Ördeğin sahibi, 'Bu adam ördeğimi hiç etti' diye şikâyet etmiş.
Kadı, fırıncıya sormuş: 'Ne yaptın bu adamın ördeğini?'
Fırıncı 'Uçtu' demiş.
Kadı, kara kaplı defterini açmış: 'Ördeğin karşısında tayyar yazılı. Tayyar 'Uçar' anlamına gelir. O halde ördeğin uçması suç değil'
diyerek fırıncının beraatına karar vermiş.
Gözü çıkan gayrimüslim vatandaşın şikâyetine de

Bir gün Karakuşi Kadı, bir fırının önünden geçerken, burnuna güzel bir koku gelmiş.

Vitrinde güveç içinde nar gibi kızarmış, sahibini bekleyen nefis bir ördek duruyor.

 Karakuşi Kadı, fırıncıya 'Ben bunu aldım' demiş.
Kadıya itiraz edilir mi? Fırıncı hemen ördeği paket yapıp vermiş.

Az sonra ördeğin sahibi gelmiş: 'Hani bizim ördek?' diye sormuş.
Fırıncı boynunu büküp 'Uçtu' deyince, iş kavgaya dönüşmüş.

Kavga sırasında fırıncı, araya giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü çıkarmış; korkusundan kaçmaya başlamış. Gayrimüslim vatandaş da peşinde koşuyor.

Duvardan atlarken, öteki taraftaki hamile bir kadının üstüne düşmez mi!

Kadın oracıkta düşük yapmış; kocası da fırıncının peşine düşmüş. Fırıncının çarpıp devirdiği Yahudi bir vatandaş da kızıp peşlerine takılmış...

Sonunda duruma müdahale eden zaptiyeler, hepsini yakalayarak Karakuşi Kadı'nın karşısına çıkarmışlar.

Ördeğin sahibi, 'Bu adam ördeğimi hiç etti' diye şikâyet etmiş.
Kadı, fırıncıya sormuş: 'Ne yaptın bu adamın ördeğini?'
Fırıncı 'Uçtu' demiş.

Kadı, kara kaplı defterini açmış: 'Ördeğin karşısında tayyar yazılı.
 Tayyar 'Uçar' anlamına gelir.
 O halde ördeğin uçması suç değil'
diyerek fırıncının beraatına karar vermiş.

Gözü çıkan gayrimüslim vatandaşın şikâyetine de kara kaplı defterden bir madde bulmuş: 'Her kim, gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o Müslüman'ın tek gözü çıkarıla...'

Karakuşi Kadı, 'Şimdi' demiş, 'Fırıncı senin öbür gözünü de çıkaracak, biz de onun tek gözünü çıkaracağız.'


Tabii gayrimüslim şikâyetinden hemen vazgeçmiş.

Çocuğunu kaybeden kadının kocasına da, Karakuşi Kadı, 'Karını vereceksin, bu adam yerine yeni çocuk koyacak.' diye hüküm kesmiş
Böyle olunca adam da, şikâyetini anında geri almış.

Kadı Yahudi'ye sormuş: 'Senin şikâyetin ne?

Yahudi ellerini açmış, 'Ne diyeyim kadı efendi' demiş, 'Adaletinle bin yaşa sen, e mi !'

5 Nisan 2019 Cuma

EKMEK

Her gün bakkaldan, marketten, fırından aldığımız ekmeğin üzerinde neden tek çizgi var, bu ne anlama geliyor?

Bazılarımızın en çok sevdiği yer olan ekmek üzerindeki o çıtır çıtır olan tek çizginin hikayesini okuduğunuzda çok şaşıracaksınız.

İşte ekmek üzerindeki o çizginin anlamı:"Orhan Gazi Bursa'yı fethettikten sonra Uludağ'ın eteklerindeki fırıncıları denetler. Fırının birinde ekmeklerin üzerindeki üç çizgi dikkatini çeker.

Fırıncıya ekmeklerin üzerinde neden 3 çizgi olduğunu sorar. Fırıncı 'Biz Hristiyanız.
Yediğimiz ekmek Tanrı, oğul ve kutsal ruhu hatırlatsın diye ekmeklerin üzerine 3 çizgi çekeriz' der.

Orhan Gazi bu durumdan çok etkilenir ve bir ferman yayınlayarak 'Bundan sonra  bütün Müslüman fırıncılar, Allah'tan başka ilah olmadığına işaret etmek için ekmeğin üzerine bir çizgi çeke' diye buyurur.

" Bu fermandan sonra bütün Müslüman fırıncılar ekmeklerin üstüne tek çizgi çekmeye başlar.

 O gün bugündür ekmekler fırınlarda böyle pişer.

Kaynak: Ekmek üstünde bulunan tek çizginin anlamını biliyor muydunuz?